Fanzinimize Hoş Geldin Sosyal Medya Hazretleri… Nedir Bu sosyal Medya?.. İn midir, Cin midir?!

Bu ayki öykü fanzinimizin konusu Sosyal Medya! Biz ondan ne anlıyoruz? Sosyal haberleşme ağlarından oluşan platformlar öbeği, Twitter, Facebook, İnstegram ve diğerleri gibi tam da dedikodunun göbeği… Öyle mi?

Evlerinin kapısı önünde çömelen Sabriye, komşuları Şukufe, Meşhure ve Makbule hanımefendilerin bir taraftan örgülerini örerken, diğer taraftan tadına doyum olmaz sohbetlerine, kocalarının dedikodu demelerine bakmayın siz. Onlar, o an “sosyal” dediğimiz şeyin ta kendisidirler. Onlar ve kocaları ki, kahve köşelerinde tavlada ve okeyde pul, pişti’de kart şaklatırken de sosyaldirler. Onlardır ve kızları, oğlanları ve işçi, işverenİ… Memur, şef ve müdürleri… Bankacı, pazarlamacı, doktor, mühendisleri ve uzmanları… Çalışan ve çalışamayan canları, cahil ve bilge, kurnaz ve saf, aydınlık ve karanlık yüzleri, uyanık ve uyuşuk, cesur ve korkak, “bahtı duman karası” ve “gönlünde hicran yarası” olan insanları memleketimin! Sosyal medyamızda onlar vardır. Ve Sosyal Medya Hazretleri’ne elbette onlar da kul olacaklardır. İşte budur “sosyal” ki, kocaman ve hantal, kıvrak ve kırılgan, aldırmaz ve bir pire için yorgan yakar da, sonra tutar senin yorganına hasetle bakar. Bakarsın… Derin, durgun ve mayalanmış Nasrettin Hocanın gölü gibidir… Kıyametler kopsa kıpırdamaz da, birden sihirli bir söz, bir fısıltı ya da bir şey olurda nedenini anlamazsın… Dalgalanır, öfkesi duvarları yıkar…

Hâsılı zordur onun kavranması!

Bu, “sosyal” ve “medya”sını bizim gibi karmaşık ve anlaşılması zor bulmayanlar da var elbet! Onlar derler ki: “Toplum Mühendisleri var. Onlar ince eleyip sık dokurlar. Sabırla toplumun bamtellerinin akordunu öyle bir ayarlarlar ki, bakmışsın “Sosyal Medya Hazretleri” onların arabasında, onların türküsünü çığırmaktadır.” Biz bu sav’a, gönlümüzün fısıltısına kulak vererek, katılmak istemiyoruz… Medyayla ilgili hoş bir söylence var… Ben söyleyenlerin yalancısıyım.

Kolheti diye bir ülke varmış. Ülke mamur, zengin, bereketliymiş. Sarayın bahçesindeki çeşmenin musluklarından her gün bal, süt ve şarap akarmış. Kralın becerikli, bilgili ve büyücü Medea adında bir kızı, bir de ülkenin bereketini temsil eden Altın Postu varmış. Argo adında bir teknenin reisi İason ve arkadaşları Altın Postu çalmak istiyorlarmış. Kendilerini tüccar diye tanıtan bu Argonotlar çetesine kanan Kral, sarayında onlara ziyafet vermiş. İşte ne olmuşsa o gece olmuş ve Medea, İason denen hırsıza âşık olmuş. Altın Postu, Medea nın yardımıyla çalan Argonotlar Medea’yı da alıp ülkelerine dönmüşler.

Gel zaman… Git zaman evlenip çoluk çocuğa karışan Medea, kocası İason’un ihaneti karşısında öfkelenmiş. Meğer Medea’nın büyüsüyle sıradan bir koç postunu, İason dâhil herkes, altın post sanıyormuş. (Aslı şimdi o topraklardaki bir müzedeymiş.) İşte günümüzde kullanılan Medya sözcüğü de bu kâhin, büyücü ve sağaltıcı Prenses Medea’nın adından geliyormuş!

Bu konuda bizim Nasrettin Hoca’ya danışsak da olur. Ne diyor Nasrettin Hoca: “Köyün başında yalan söyledim… Köyün sonuna geldiğimde dediğime ben de inandım.” Medya böyle bir şey işte!

Sosyal Medya Platformları, Aladdin’in Sihirli Lambası’ndan değilse de, teknolojinin havuzundan çıkan bir CİN. Dileyin, sanal âlemin tüm imkânlarını sersin önünüze. Dileyin, sizi en güzel, en mutlu, en bilgili, en akıllı tanıtsın âlemde. Dilediğinizle tanışın, görüşün, anlaşın. Merak ettiklerinizi öğrenin, öğrendiklerinizi başkalarına satın.

CİN’ini de, İN’ini de artık cebinde taşıyor insan soyu. Ben… Sen… O… dedik de bir türlü “biz” demesini öğrenemedik. Ben diye diye, yalnız kalmaya alışır olduk. “Bir araya gelelim yahu… İki laf ederiz” deyip buluştuğumuzda bile dikkat ettiniz mi? Sigara paketinden sonra masaya hemen telefonumuzu koyuyoruz. Hoş beşten sonra dayanamıyor, telefonumuza uzanıyoruz… Bakmışız ki, çok özlediğimiz İN’imizde volta atıyoruz! Sen sağ, ben selamet! Sizce de bir tuhaflık yok mu bunda?

İnsanoğlu ve tekniğin simbiyotik yaşamında giderek güçlenip gelişen teknolojinin, yakın bir gelecekte insan aklını devre dışı bırakabileceği endişesi boşuna değil. Yarattığı tanrının reva gördüğü trajik yazgısında debelenen insanoğlu, şimdi de kendi elleriyle yarattığı “Teknoakıl”a biat edecek mi… Bütün mesele bu galiba!

Diğer yazılar...

Yorumlar