Baykuşu Görmeden

“Ben bir peri masalında yaşıyorum. Bir peri masalı ülkesinde, imgelemde
canlandırdığım bir kentte. Orada olağandışı yaşamları vardır insanların;
ve de bu olağandışılıktan kendi payıma düşeni aldım. Size onlardan
söz edeceğim biraz, çünkü yılbaşı gecelerinde insanlar böyle imge ürünü
öyküleri dinlemeyi severler. Bu öyküde zamanın bize oynadığı oyunları,
onun bizi kandırmasını konuşacağız.”
Böyle başlıyor öyküsüne Vladimir Dudintsev Bir Yılbaşı Öyküsü kitabında.
Baştan bunun gerçek olmadığını uyarsa da, sonsuza kadar yaşayacağını
düşünen insanlara ölümlü olduğunu hatırlatan, insan boyundaki
baykuşa inanıveriyor insan. Güneş ışınlarının bilinmeyen bazı özellikleri
üzerine çalışmalar yapan, yükselmeyi, takdir edilmeyi, tanınmayı isteyen,
Güneş Araştırmaları Laboratuvarı’nda çalışan bir bilim insanıdır öykünün
ana karakteri. Zamanını buluşlar yerine kendisini eleştiren S.’ye “haddini
bildirmek(!)” üzere makaleler yazmakla geçirmektedir.
Bir gün Şefleri evinin bahçesindeki buluntudan söz eder. Üzerindeki
hiyeroglifte bir isim olduğunu ve onun yaşamının dokuz yüz yıl sürdü-
ğünü yazdığını söyler. Ayrıca bir de baykuş resmi vardır. İnsan ömrünün
süresini tartışırlar kendi aralarında ve bilim insanlarından biri, bir haydut
öyküsü anlatır. Haydut aslında yaşamın kendince anlamını bulmuş ve o
güne kadar hiç farkına varmadıkları laboratuvarda çalışan bilim insanlarından
biridir. Yine imgelerden biridir hem haydut hem de haydudun
antika saati… Sonradan bilim insanı olan haydudun (haydut, bilim insanı
olur mu sorusunun yanıtı tabii ki öyküde, bunu anlatmayalım) ölümünden
sonra ona bir mektup bıraktığını öğrenir.
“…Sen yetenekli birisin. Sana, beni başkalarının bilmediği yanımla tanı-
dığın ve zamana başkalarından daha çok değer verdiğin için yazıyorum.
Yaşam yalnızca bir kez yaşamak için verilmiştir. Onu büyük yudumlarla
içmek gerek. En değerli olan şeyi yakalayabilmeli insan. Ve neyin en
değerli olduğunu ben sana söyledim. O ne altın ne de çul parçasıdır. Senin
yaşamdan büyük haz duymanı istiyorum. Şu anda üzerinde milyonlarca
insanın yaşadığı karanlık kıtayı hiç aklından çıkarmamalısın. Bu mektubu
aldığın gün senin gerçek doğuşunun günü olsun…”
Otuz yaşında biri bu mektubu aldığında ne düşünürse onu düşünür baş
karakter.
“Ben ondan daha mutluyum. (…) Yaşamımın yarısı, belki de üçte ikisi
daha önümde duruyor. Onun gibi hızlı koşmam gerekmez. Her şeyi yapmaya
vaktim olacak.”
Ah! Hepimizin düştüğü yanılgı değil midir bu? Hep çok vaktimiz olduğunu
düşünürüz nedense, onun gibi. Peşinde insan boyunda bir baykuş
olduğunu fark ettiğinde ve arkadaşı olan doktora gittiğinde öğrenir baykuşu
gören kişinin yaşayacağı çok az günü kaldığını. Bir yılı vardır. Ondan
sonra buluşuna odaklanır, vaktini çalan gereksiz her şeyden uzaklaşarak.
Bundan sonra neler olduğunu kitabı okumaya karar verdiğinizde öğrenirsiniz
diye yazmıyorum tabii ki.
Yazar, öykünün başında da söz ettiği birçok imge kullanmış. Olağandışı
baykuş, hep karanlıkta olan ülkeyi bitmeyecek ışığıyla aydınlatacak güneş
parçacığını arama, yaşayacağı süreyi gösteren antika saat, haydudun bilim
insanı olması ve daha birçok imge.
Aslında öykü yeni yılda geçmemesine rağmen “Bir Yılbaşı Öyküsü” ismi
verilmiş. İnsanların geçen zamanı en çok düşündüğü, bunu da yapmalıyım
bu yıl dediği, belki hiç gerçekleştiremeyeceği kararlar aldığı gün/günler
olduğu için bu isim seçilmiş diye düşündüm ben. İmgelerle dolu incecik
bir öykü kitabı “Bir Yılbaşı Öyküsü”. Kitap kapağında yer alan baykuşun
gözlerine uzunca süre baktım. O da bana baktı. (Kapak Tasarımı: Levent
Karaoğlu) Yeni bir yıla daha giriyorsun farkında mısın dedi? O sırada saatin
tik takları kalp atışı gibi geçen zamanı anımsatıyordu. Tamam dedim
farkındayım, farkına varmam için yeni yıl olması gerekmiyor. Doğru ama
şimdi okuduğuna göre senin yeni yılın başlamış demektir o halde yanından
ayrılıyorum yeni okurlara doğru uçuyorum. Onlara da bir kez daha
zamanın önemini anımsatayım. Birden kitabın kapağından uçtu ve belki
de sizin yanı başınıza kondu.
Küçük bir not: Bazı yerlerde öykü didaktik görünse de imgelere yüklediği
anlamlarla Stalin’in Sovyetler Birliği’nde 1956 yılında yazıldığını unutmamak
gerekir.
Vladimir Dudintsev, Bir Yılbaşı Öyküsü, Çeviren: Hale Yıldırım, Yazılama
Yayınları, Yedinci Baskı: Ocak 2016

Diğer yazılar...

Yorumlar