Sakal Felsefesi – Thomas S. Gowing

SAKALINI SEVSİNLER

 

“Sakal Felsefesi” kitabında neler var? Şuna bir bakalım dedik. Bir sakallı olarak ne kadar yansız olunur…  Göreceğiz.

SAKAL, taşıdığı dini, sosyal, ahlaki ve estetik anlamları yanı sıra, cinsiyet ayırımının da baş sorumlusu olarak görünüyor bu kitapta. Sakalın varsa, eril gücün, iktidarın, saygınlığın, Tanrıya yakınlığın ve yüzüne ihtişamlı bir güzellik katan doğal bir süsün var demektir. 1850 lerde verilen bir konferansın metinleri olarak yerel bir gazetede yayınlanmış, ilgi görmesi üzerine 1854 yılında kitap olarak basılmış. Kitap, tarihten ilginç örneklerle sakal güzellemesi mi, yoksa kadın cinsine karşı erkek üstünlüğünün, üstü kapalı bir manifestosu mu? Bu ayki Fanzinin de konusu “Kadınsız Hayat” değil miydi? Bu konuya girmeden erkek cinsinin, gezegenimizdeki muhteşem iktidarı karşısında, kadın cinsinin yerini belirlemesi bakımından faydası olur diye düşünüyorum. Böylece herkes haddini ve yerini bilecek.

Yazar, kitabın ilk bölümlerinde sakalın fizyolojisini, sanatsal yönünü, modaya ve tarihsel süreç içinde uğradığı değişimleri anlatıyor. Ahlak, erdem, güç ve itibar konusunda hükümler veriyor. (Tanrının sakalla ödüllendirdiği erkek kullarına karşı aşırı cömertliği, değil kadınları, insanı çileden çıkartacak gibi.) Erkeği kendi suretinde yaratan Tanrı, ”Âdem yalnız kalmamalı… Ona yardım etsin” diye tutuyor, kadını (Havva) yaratıyor. (İncil 2. Kitap, sayfa 18 ) (Âdem’i topraktan yarattı ki, toprağa ve kendisine bağlı kalsın, Havva’yı da Âdeme bağlı kalsın, ona itaat etsin diye onun kaburgasından yaratmış tabii.J Tanrı bile böyle ayırımcılık yaparsa gerisini siz düşünün… Kime nasıl güveneceksin?) “Sakal, Tanrı tarafından erkek çehresine mert bir zarafet, vakur bir ihtişam katmak için yaratılmıştır.”(S. 34) Gelelim sakal’ın tarihteki serüvenine…

MISIRLILARDA SAKAL

Mısır, Mezopotamya gibi eski ve yazılı bir kültür. Sfenksin Sakalı ve firavunların sakalları aynı biçimdedir. Yazar, bu sakal türüne bir ad veremiyor. Ben söyleyeyim: Keçisakalı. Zeki, temiz, çevik, kişilikli ve seçici beslenen, filizlerin en tazesini yiyen keçinin, sütüyle, kılıyla sevimliliğiyle hayvanların arasında seçkin bir yeri vardır. Rahipler ve halk, haftada üç kere saç sakal ve tüm kıllarından arınmak zorundaymış. Bit, pire, kene gibi haşerelere karşı temizlik gereği tıraş oluyorlar. Öyle bir itikatları var Antik Mısırlıların. Muhteşem peruklarla idare ediyorlar. Keçisakalı sadece firavunlar için… Sakalsız çocuk firavunlar takma sakal kullanıyor. (Din ve siyaset ayırımı tarihte ilk kez sakal bağlamında Mısır’da oluyor. Bu da benden.)

YAHUDİLERDE SAKAL

Onları Mısırdan çıkaran Musa’nın Tanrısı, sakalın kesmesine ve düzeltmesine izin vermiyor. “Ey insan, nesin sen? Beyhude kuruntularınla zannediyorsun ki ben, yaradanın olarak seni nasıl şekillendireceğimi bilemedim… Öyle mi?” der. Yahudilerde de sakal, Tanrısal bir gerekçeye sahip.

ASURLULAR VE BABİLLİLERDE SAKAL

Savaşçı, cesur ve acımasız Asurluların ve Babillilerin sakalları son derece süslüdür… Düşünebiliyor musunuz?! Örgülü, kıvırcık sakallarının altın şeritlerle süslü olması ilginç değil mi? Hiçbir ulusun sakalı, Asur ve Babil Kral sakallarının görkemiyle yarışamazdı.

ARAPLAR, ACEMLER VE TÜRKLERDE SAKAL

Araplar da kuzenleri Yahudiler gibi, inançları değişse de, sakallarına dokunmadılar. Hz. Muhammed’ten itibaren Türkler, Araplar ve Acemler tıraş olmayı itibarsızlık sayarlardı. Müslümanlar peygamberin sakalı üzerine yemin ederler. Hz. Muhammed sakal boyamayı uygun görürmüş. Acemlerde simsiyah sakal en itibarlı sakalmış. “Sakalından utan” ağır bir sitem, “Sakalına tüküreyim” çok ağır bir hakaret sayılır. Her üç kavmin sakala atfettikleri kutsallık, aşağı yukarı eşittir. “Sakalını kimseye kaptırma” önemli bir uyarıdır.

GREKLER VE ROMALILARDA SAKAL

Greklerde ve Romalılarda tanrıların sakalları, gücün, iradenin, ihtişamın bir ifadesiydi. Zeus’un dalgalı sakalları, Baba tanrı figürünün kudretini yansıtacak bir şekildeydi. Homeros’un bütün kahramanları sakallıdır. Ancak Makedonyalı Büyük İskender sakalı yasakladı. Askerleri savaşta, düşmana sakallarını (güya) kaptırmasınlar diye, tıraş olmalarını emretti. (Kendisinin ve sevgilisinin de sakalı yoktu) Kral ne istiyorsa, tebaası da ona uyunca, muhteşem sakal da ortadan kayboldu. İmparator Jüstinyanus’tan sonra tekrar sakallarına kavuştular. İmparatorlar tarafından sakal, kraliyete özgü bir saltanat işareti olarak kabul edilmiştir. Romalılar da Yunanlılarda olduğu gibi, devlet adamları, kahramanlar, Rahipler ve halk sakal bırakırdı. Roma cumhuriyetinin en güçlü döneminde, fethedilen yerlerden alınan ahlaki bozulmayla ve efemine adetlerle pek çok erkek bıçak ve cımbızla sakallarını yok ederken, kadınsılık yolunda hızla ilerlediler. “Oysa Roma’da sakal, erkek azametini, sakalsızlıksa, yücelikten yoksun bir kadınsılığı ifade ediyordu. Romanın yıkılışı, sakalla başlayan bu bozulmayla başladı” diyor kitabın yazarı.

HIRİSTİYANLIKTA SAKAL

Din, öteden beri sakala rağbet etmiştir. İskenderiyeli Clement şöyle der,”Doğa erkeği, güç ve üstünlüğün işareti olarak bir aslan gibi süslemiştir.” Doğu ve batı Hıristiyanlığı arasındaki farka işaret etmek isteyen Papalar, Sakal tıraşı konusunda yasalar çıkarmışlardır. MS 252’deki 4. Kartaca Konsili’nde “bir rahibin saçlarını uzatamayacağı ve sakalını kesemeyeceği” kanunu kabul edilmiştir. Roma Kilisesi, istisnalar hariç, sakalsızlığı seçmiştir. Ortodoksluğunu yücelten katı bir tutumla Yunanlılar ise, eski kilise kararlarının arkasında mertçe durarak, sakalın ihtişamını azimle sürdürdüler. İki kilise arasındaki çatışmalarda sakal konusunda bu farkının da önemli bir rolü olduğu söylenir.

AVRUPA, İSKANDİNAV ÜLKELERİ VE RUSYA’DA SAKAL

Britonlar, komşuları Galyalılar gibi Sakallıydı. Anglo-Saksonlar, iki ya da üççatallı Sakal tercih ediyorlardı. Normanlar arasında Sakal tıraş etme âdeti, Normandiya ve işgal ettikleri İngiltere’de etkisini göstermiş fakat nihayetinde Anglo- Sakson metaneti fetihçileri fethetmiş, Normanları Sakal geleneğine uydurmuştur. “İngiltere’de Kral John “Yahuda Sakalı” denen sakala sahipti. Cesur baronlar onu sakalından ettiler. Sonuç: MAGNA –CARTA oldu.”Diyor yazar. (Büyük Özgürlük Sözleşmesi; 15 Haziran 1215) Gördünüz mü? Sakal nelere kadirmiş?

1700’de V. Charles tüysüz bir çeneyle tahta çıktı; “Sakallarımızı kaybettiğimiz gibi ruhlarımızı da kaybettik” diyor atasözü. Nihayetinde Fransa’dan yayılan Sakal tıraşı, Pudralar, Pomatlar, kadınlarla yarışan süslü, lüleli peruklar, dantelli elbiseler modası Avrupa’yı etkilemiş, Fransız İhtilali, bütün bu ipe sapa gelmez rezilliklere son vermiştir. Modernite gereği Sakal tıraşına karar veren Rus Çarı Deli Petro, “Türklerle savaşta sakallı ölürseniz Aziz Nikolas sizi onlardan ayıramaz, cennete gidemezsiniz” diye askerlerini, sakallarını kestirmeye ikna etmiştir.

1.Napolyon’un iktidara gelmesiyle Sakal, minik, kıllı ters üçgen şeklinde “Emperyal Sakal” olarak tekrar döndü. Sakal, kıta’daki hürriyet savaşlarının en muteber standartlarında biri olmuştur. Günümüzde din uğruna savaştığını söyleyen IŞİD teröristlerinin de sakallı olduklarını görseydi, yazar ne düşünürdü acaba? Yazara göre Sakal, erkek çehresinin doğal bir özelliğidir. Yaradanın iradesine hürmet ederek Sakala karşı çıkılmamasını istemekte, kadınların da, aslında Sakallı erkeklerden daha çok hoşlandıklarını iddia etmektedir. Yaradan, erkeklere Sakalı bahşettiğine göre bir bildiği vardır.

Kadınlar, Âdemin Truva Atı “kaburga kemiğini” içlerinde taşıdıkları sürece, ya itibarları, ya da kendileri yerlerde sürünmekten kurtulamayacak.

Ey… Kadını yok, anası çok Anadolu’nun kadınları…  Kibele’nin kızları… Amazonlar kraliçesi Sinope’nin torunları… İçinizdeki Âdemin kemiğini söküp atın! Erkeklerle eşit hak ve yetkilere sahip olduğunuzu haykırın! Muhtaç olduğunuz kudret, beyin kıvrımlarınızda mevcuttur.

 

SAKAL FELSEFESİ, Thomas S. Gowing, çev: Özlem Koşar, Çiviyazıları Yayınevi, İstanbul, 2016, 120 s.

 

Diğer yazılar...

Yorumlar