Azalma

Gözlerin açık, görmeden bakıyorsun. Dizlerin birleşik karnına doğru çekili,
kolların kıvrık taş zemin üstündesin. Dirseklerin değiyor dizlerine, sol
ayağın sağ ayağının üstünde. Etin değdikçe etine, acıyor yaraların. Vücudunu,
kollarını, bacaklarını, organlarını yok sayıyorsun. Uzaklaşıyor kaçı-
yorsun bedeninden. Cellatların geri geldiğinde onları isteyerek teslim etmeye
hazırlanıyorsun. Yoruluncaya, bıkıncaya kadar canını yakacaklarını
sonra buraya getirip bırakacaklarını biliyorsun. Acı bilincini yardığı anda
ortaya çıkıp sana ihanet etmesinler diye siliyorsun anılarının hepsini,
unutuyorsun tanıdığın tüm yüzleri, hatta kendi yüzünü bile. Başın ağır,
gözlerini kapıyor açıyorsun, kapıyor açıyorsun. Yavaşça uykuya sürükleniyorsun.
Sert bir demir sesiyle uyanıyorsun. Dayanılmaz ağrılar içinde dehşetle
açıyorsun gözlerini. Loşluğa alışıyorsun, önce karşındaki demir kapıyı
sonra altında küçük sürgüyle açılan bölümü görüyorsun. Bir el uzanıyor,
maşrapayla çanak bırakıyor içeriye. Aynı gürültüyle sürgü kapanıyor. Sakinleşiyor
kayıtsızlaşıyorsun. Uykudan başka bir şeye ihtiyacın yok. Yattı-
ğın taraftaki böğrün ağrıyor, diğer tarafına dönmek istiyorsun. Tırnağın
yerine kan oturmuş ayak başparmağını kıpırdatıyorsun. Hareket etmenin
mümkün olmadığını hissediyor, kıpırtısız, uyuşuk bırakıyorsun kendini.
Midene bıçak gibi saplanan ağrıyla uyanıyorsun. Ağzın kupkuru, dilin
damağına yapışmış. Kramplar kasılmalar yaşıyorsun. Ölmek istiyorsun.
Başını duvarlara çarparak başaramayacağını biliyor, aç susuz kalmayı deniyorsun.
Başını sol tarafa çevirip duvarın çatlaklarına bakıyorsun. Başka
bir zamanda başka bir yerde olduğunu hayal ediyorsun. Dağınık öğrenci
evini, kitaplarını, demli çay eşliğinde kantin sohbetlerini anımsıyorsun,
sana iyi gelmiyor, hemen bırakıyorsun. Ölçemediğin bir sürede midendeki
yangına, ateşe teslim oluyorsun, dürtülerin demir kapıya doğru gö-
türüyor, dört ayak emekliyorsun. Bırakılan maşrapadaki suyu içiyor, kap-
taki bulamacı yiyorsun.
Demir kapıya sırtını dayıyorsun. Beton tavandan sarkan kararmış, kirli
ampulün aydınlatamadığı karşındaki, sağındaki solundaki duvarda pencere
arıyorsun, bulamıyorsun. Karanlıkta sol köşede duran kirli demir kovayı
zor seçiyorsun. Dayakla tekmeyle ezilmiş kemiklerin ağrıyor. Oracığa
uzanıyorsun. Uyuşuyor, uyukluyor, acıdan uzaklaşıyorsun.
Gürültüyle uyanıyorsun, aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorsun,
bir saat mi, bir gün mü, bir hafta mı? Acının tekrar başlayacağını seni almaya
geldiklerini düşünüyor, olduğun köşeye çekilip, büzülüyorsun. İçini
korku kaplıyor. Kapı değil altındaki sürgü açılıyor. Rahatlıyorsun. İçeriye
bırakılan maşrapaya, çanağa bu sefer tereddüt etmeden uzanıyorsun.
Duvardaki çizgileri takip ediyorsun birbirinden ayrılıyor, uzuyor, kıvrılı-
yor geri dönüp tekrar birleşiyorlar. Tuvalet ihtiyacı duyuyor, demir kapı-
yı yumrukluyor, gardiyanı çağırıyorsun. Gelen yok. Bedenine daha fazla
direnemiyorsun. Odanın köşesindeki kovaya ihtiyacını giderirken alçaldığını
hissediyorsun. Önceleri koku dayanılmaz oluyor sonra azalıyor, alı-
şıyorsun.
Adımlıyorsun, odanın eni üç, boyu beş adım. Ellerini iki yanına bırakıp
dizlerini hafif yukarı çekerek sert zemine uzanıyorsun. Tavandaki çatlakları
kısa, uzun, ince, kalın çizgileri sayıyorsun. Uyur uyanık sayıklıyorsun. Karanlık
bir kuyuya yuvarlanırken irkilerek açıyorsun gözlerini. Kâbuslardan
kaçıyor düş görmeyi yasaklıyorsun. Sağına dönüyor uyukluyorsun, inildeyen
bedenin rahatsız. Birçok kez uyanıyor birçok kez yeniden uyuyorsun.
Uzun bir süre hiçbir şey olmuyor. Duvardaki çatlaklardan rutubetin, nemin
oyduğu çukurlardan gizemli yüzler yapıyorsun, gözler, burun, ağız
geçmişte bulmamak için kendini, yok ediyorsun hepsini. Sağına dönüyor,
soluna dönüyor, sırt üstü, yüz üstü yatıyorsun. Algıların yavaşlıyor, bir şey
yapmanın sana göre olmadığını hissediyorsun. Rutubetin oluşturduğu
yol yol paslı çizgilerle karşındaki duvar düşmanca, zalimce bakıyor sana,
ne o kımıldıyor yerinden ne sen.
Belleğin parça parça bazen bir gülüş, bir çift göz, bazen bir bakış, doku-
nuş çıkıveriyor ortaya, vurula vurula pelteye dönmüş kafanın kurduğu
gölgeleri, yarattığın sanrılarla birleştiriyorsun.
Umut etmiyorsun artık. Buraya bırakanlarla birlikte unutuyorsun seni.
Başta bile isteye sonra farkında olmadan yüzünü, adını, kim olduğunu
unutuyorsun. Yorgunluk, bıkkınlık sarıyor. Yemek yiyor, uyuyor, köşedeki
kovaya ihtiyaçlarını gideriyorsun. Yine yemek yiyor, uyuyor, köşedeki
kovaya ihtiyaçlarını gideriyorsun. Geçmişsiz geleceksiz tükenmez bir
bekleyiş içinde hayatta kalıyorsun. Gece yok, gündüz yok. Başlamayan
gün bitmiyor. Arzulamıyor, özlemiyor, öfkelenmiyor, isyan etmiyorsun.
Duvarlara çarpa çarpa törpülenen duyguların eksiliyor. Taştan, demirden
bir kutuda kendinden başka bir şeye dokunamayan, tek bir ses, bir çıtırtı
duyamayan, duvarlara görmeden bakan duyuların yok oluyor.
Ellerin ayaklarınla yer değiştirmiş, baldırların erimiş. Kassız, kemiksiz, par-
ça parça, pörsük bir yığın halinde bedenin uzağında değil, erişemiyor, birleşemiyorsun.
Dizlerini, dirseklerini arıyor bulamıyorsun, alt kaburga kemiğin
geliyor eline, parçalar eksik, karnının yerinde kocaman bir boşluk.
Derin, ağır bir sessizlik içinde, ziftle kaplı zamanın olmadığı anda azalıyor
azalıyorsun.

Diğer yazılar...

Yorumlar