Hüzünlüyüm, Çünkü (H Ç)

H Ç, geriye doğru bakıyorum da, bizzat yaşadığım ve sevinç duyduğum
somut bir hatıram yok ne yazık ki. Annem beni doğurduktan hemen sonra
ölmüş. Nedenini öğrenemedim. Sarılamadım anneme.
(Anne! Sana sarılmak istiyorum. Bugün ve daima.)
H Ç, annem olarak bildiğim kadın annem değilmiş. Sonradan öğrendim.

(Annem gibi sarılmak istiyorum. Sarılmaya çalışıyorum. Bu koku onun
kokusu mu?)
H Ç, evde oyun oynarken bazen bana vuran çocuk, öz kardeşim değilmiş
meğerse.
(Ben kimseye vurmayacağım. Çok acıyor.)
H Ç, hastalıklı büyümüş, kavruk kalmışım. Hâlâ da öyleyim.
(Artık ne kadar yemek yesem faydası yok. Hiç kilo alamıyorum.)
H Ç, geç yürümüşüm, geç konuşmuşum. Koşarken sık sık düşer, dizlerimi
kanatırmışım. İzleri duruyor.
(Anne! Sana bu haberi vermek için koşarak geliyorum. Okumayı öğrendim.
Bak, öğretmen kırmızı kurdele taktı.)
H Ç, hep kızlarla evcilik oynarmışım. Erkek çocuklar beni aralarına
almazmış. Daha sonraları babam söyledi. Bir türlü erkek olamadın gitti, derdi bulduğu
her fırsatta.
(Sekreter Ayçin Hanım’a yeni yılda bir hediye alacağım. Konuşmuyoruz ama
her göz göze geldiğimizde gülümsüyor, içim aydınlanıyor sanki; bir sıcaklık yayılı-
yor içime ona bakınca. Duygu dolu bir şey olmalı alacağım hediye; şiir kitaplarını
karıştırıyorum şimdiden girdiğim kitapçılarda.)
H Ç, en başarısız olduğum ders, beden eğitimiydi. Sürekli kanaat notuyla geç-
tim bir üst sınıfa.
(Spora başlayacağım. Dinç olmam, dedikleri gibi fit görünmem lazım.)
H Ç, herhangi bir haksızlık karşısında her defasında sessiz kaldım. Haksızlık
yapıldığını bilemedim. Razı olurdum söylenenlere. Elimden bir şey gelmezdi.
(Uyumlu olmaya devam edeceğim. Herkes beni daha çok sevsin diye.)
H Ç, çok çalışkan olmama rağmen hiç birinci olamadım okul hayatımda. Birinci
ve ikinciliği hep zengin çocukları kazanıyordu. Sonradan duydum, torpil
yapmışlar söylentisini. Belki dedikodu, belki gerçekten benden daha çalışkanlardı.
Bilemiyorum.
(Çalışkanlığımı sürdüreceğim, lakin kimse farkında değil gibi.)
H Ç, ortaokula başladığımda ilk defa o gün taktığım kırmızı kravata kahvaltıda
süt dökmüştüm. Ağlamaklı olmuştum. Başka kravatım yoktu. Babam ne kadar
sildiyse de çıkmadı leke. Yandan bakınca göze çarpıyordu. Kuru temizlemeye vermek
aklımıza gelmemişti. Bilmezdik öyle şeyler.
(Üstüme başıma dikkat ediyorum. Fark ederler mi acaba? Aslında hiç ümidim
yok. Olsun, düzgün görünmeliyim.)
H Ç, ilkokuldaki çalışkanlığım kalmamıştı. Arkadaşlarım geçer not almanın
yeter olduğunu söylüyorlardı. Beşten şaşma, altıyı aşma. Bir daha karnemde yedi
notunu görmedim.
(Çalışıyorum sürekli. Yine de hep aynı.)
H Ç, orta sonda âşık olduğumu sandım. Gizli gizli o kıza baktım. Ön sırada oturuyordu.
Bütün ders boyunca gözüm hep ona kayardı. Sadece iki örgü saçlarını ve
muhteşem bir kavisle omuzlarına inen ensesini görürdüm. Teneffüslerde ondan uzak
dururdum. Etrafı hep kalabalık olurdu. Yüzünü göremezdim, çünkü bakamazdım.
Hiç konuşamadım onunla. Hiç benden ders notu falan istemedi. O kadar kafa patlattım,
konuşmak için bir bahane bulamadım. Liseye başlayınca içimdeki o his kayboldu.
Halbuki iyi geliyordu bana. Farkına varamadım, unuttum, anlamadım.
(Bu sefer, yani yeni yılda yüzümü kızartacak ve ne olursa olsun Ayçin Hanım’la
konuşacağım. Belki o da benimle konuşur hediyesini elimden alırken. İçim aydınlanmakla
kalmaz, kalbim deli gibi çarpar, eminim bundan. Hay Allah, nasıl olacak!)
H Ç, liseyi bitirdiğim yıl girdiğim üniversite sınavını kazanamadım. Elden düş-
me kitaplar aldım. Bir süre onları anlamadan okudum. Fakat üniversiteye girmeli,
oradan mezun olmalıydım. Sonunda, kursa gönderdi babam. Kazandım, kazanmam
gerekiyordu. Sıradan bir şey gibi gelmişti bana o zaman. Herkes kazanıyordu üniversiteyi.
(Önümüzdeki yıl şef yardımcılığı sınavına hazırlanacağım. Yükselirsem belki
şansım açılır. Maaşıma yapılacak zam değil, Ayçin’in, pardon Ayçin Hanım’ın benimle
gurur duyması önemli benim için.)
H Ç, fakültede sürekli notlarımı isteyen bir kız vardı. Önemli bir ayrıntıyı anlamasını
sağlamıştım. Teşekkür edip saçlarımı karıştırmıştı. Annemin eli sanmıştım.
Değildi oysa. Sesimi çıkaramadım. Keşke ben de onun saçlarına dokunabilseydim.
Aklıma gelmedi herhalde. Bilmiyorum. Utanmıştım.
(Daha dikkatli olmalıyım kadınlara karşı… Ne var canım! İş yerinde hemen hemen
her erkek flört halinde birileriyle; evli değilse tabii. Laf aramızda bir – iki evli
arkadaşın dedikodusu benim kulağıma bile geldi. Benim niye bir sevgilim olmasın?!)
H Ç, hiç askerlik hatıram yok. Zorluyorum kendimi, çıkmıyor bir türlü. Arkadaşların
anlattıklarını dinliyorum masal gibi. Nedense, herhangi bir çağrışım uyandırmıyor
anlatılanlar.
(O zamanlardan bir fotoğrafım yok. Askerliğim nasıl geçti hatırlamıyorum.
Kendimi bile. Önümüzdeki yıl bol bol fotoğraf çektireceğim.)
H Ç, bir yıl boşta gezdim. Şurada burada çalıştım, üç – beş kuruş kazanıp sigara
paramı çıkardım. Lisan öğrenmeye meraklıydım. Kursa gittim. Sonunda asgari
ücretle bir işe girebildim. Ama elimdeki diploma, öğrendiğim yabancı dil çoktan
önemini yitirmişti.
(Bir müzik grubunda koroya yazıldım yazılmasına da, bağlama çalma hevesim
kursağımda kaldı. Bu yıl bağlama kursuna da gideceğim.)
H Ç, yayıncılara yaptığım çeviriler para getirir sandım. Nafile. Uykusuz kaldı-
ğım gecelere değmedi. Bıraktım sonunda.
(Okuyorum derinlemesine. Her yatağa girişimde dört – beş sayfa. Bundan
sonra düşündüklerimi sadece kitap sayfalarının boş kenarlarına yazacağım. Kendim
için.)
H Ç, kim alır beni diye düşündüm hep. Evlenemedim. Sabahları simit, çay; kaşarlı tost,
ayran öğlenleri; akşamı iple çekiyorum. Votka, bira, tuzlu fıstık… İki paket sigara günde.
(Tencere yemeği yapmayı öğreneceğim.)
H Ç, geceleri rahat uyumama mani olan öksürük yakamı bırakmıyor bir türlü. Sanırsınız,
akraba olduk.
(Bırakacağım lanet şeyi.)
H Ç, yaşım ilerliyor. Farkındayım. Elden bir şey gelmiyor. Yine de yüce rabbime minnettarım.
Seyrek de olsa bazı geceler hüznüm kayboluyor. Rüyalarımda garip bir mutluluk
musallat oluyor. Bazı sabahlar bu yüzden belki, gülümseyebiliyorum ayna karşısında tıraş
olurken.
(Kendi halimde yaşıyorum işte ite kaka. Bunca basan hüzne rağmen yine de mutsuz
sayılmam. Öyle sanıyorum. Oysa doyasıya yaşamak vardı şu hayatı diye geçiyor içimden.
Artık bundan sonra kısmetse… N’olur Allah’ım.)

Diğer yazılar...

Yorumlar