Takvim Yaprağı- 2 Haziran

1. Unutmak:
Asansör sarsıntıyla durdu. Kapıyı iten kadının arkasından boşluğa doğru
adım attı adam. Koridorun ortasında durdular. Her iki yana da sırayla ba-
şını çevirdikten sonra kadına baktı. Ne tarafa gideceğini bilmiyordu. Sağ
tarafa doğru onu hafifçe çekiştiren kadının kolunda uysalca yürüdü. Kapı-
nın önündeyken anahtarları aramak için eli bırakılınca düşecek gibi duvara
tutundu. Anahtar kilitte döndü, kapı açıldı girdiler. Yine karanlık boşluk,
hepsi birbirinin aynı. Kadının yaktığı ışık, koridoru umutsuzca aydınlattı.
Portmantonun karşı duvarındaki saatli maarif takviminin yaprağı 30 Martı
gösteriyordu.
Doktorlar zamanla dediler, yürümesi de hatırlaması da zamanla düzelir.
Konuşun, hatırlatın, isimleri söyleyin sabırla.
-Hangi aydayız
-Haziran
-Demek kış bitti.
-Mart sonuydu hastaneye yattığında, Nisan geçti, mayıs geçti.
Haziiran diye uzattı adam. Bir şey vardı Haziranda, neydi, neydi? Bulamadı.

Tek ya da iki heceli, çekiç gibi söylenen o soğuk kış aylarının adlarından
sonra Haziran, ilk, uzun, üç heceli ay olarak nasıl da melodik gelir kulağı-
na. Onun için haziiiiiran diye bir uzatır. Ocak. Haziiiran. Şubat. Haziiiiran.
Mart. Haziiiran. Nasıl gülümseten, iyimser bir söyleyiş. Uzun kışın ardından,
fırtınalı, yağmurlu bahar günlerinden sonra sıcak kumlarda uzanır
gibi söylenen bir haziiiran. Aktif öğretmenlik zamanlarından kalma alış-
kanlıkla Haziran tatil demekti.
Kadın düşündüklerini söylemedi. Mutfaktaki çorbanın başında dalıp gitti.
Kocası yoğun bakıma yatırıldığında nisan, mayıs, tam iki ay boyunca
güzel bir manzara resmine bakar gibi bakmıştı etrafından geçip giden
bahara. Oysa nasıl da güzeldi hastane bahçesi. Önce meyve ağaçları çiçe-
ğe durmuş, erguvanlar açmış, papatyalar sabahları büzülüp öğlenleri sa-
çılmıştı. Çiçeklenen ağaçlar, sonra mor leylaklar kokularını saldılar sırayla.
Kavaklar uçuşurken akasyalar kar taneleri gibi serpelendi.
Bir şey vardı dedi adam, Haziranda. Neydi neydi bulamadı. Ses etmedi
karısı.
Bir şey vardı dedi adam. Hazirandaydı. Neydi, neydi anımsayamadı.
2. Ölmek
Ölüyorum ben dedi, insan öleceğini bilir mi baba diye sordum. Hastaneden
yürüyerek dönüyorduk. Babam sessizleşti, düşüncelere daldı. Bir
süre sonra aniden aklına gelmiş gibi durup yüzüme baktı. İnsan bilmez
de etrafı, eşi, dostu bazen o insanın yüzüne ölümün çehresinin düştüğü-
nü görür.
Demek ki hastanın, ölmek üzere olanın, yakın çevresinde yer alanların
yüzünden okuyabileceği bir anlam ortaya çıkmış oluyordu böylece. Durup
önüne geçtim. Bak bana dedim, ne görüyorsun. Saçmalama, evlatlar
ebeveynlerinden önce ölmezler diye tersledi. Çok kötü bir yalancısın
dedim, gülmeye başladık. Önce yavaş yavaş sonra kahkahalarla. Kaldı-
rımda yanımızdan geçip gidenler bize bakıyordu. Duruyor, birkaç adım
atıyor tekrar krize giriyor, birimizin kahkahalarına ve hareketlerine öteki
eşlik ediyordu. Bu krizler sırasında iki büklüm oluyor, ellerimizi dizimize
vuruyorduk. Sanırım gülmeyle ağlamanın, trajediyle komedinin, geceyle
gündüzün işte her ne idiyse yer aldığı o eşikte duruyorduk. Eşikten adı-
mımı attığım anda babam kocaman kollarıyla bana sarılırken artık ikimiz
de ağlıyorduk.
Sanki bütün kayıplarım Hazirandı. Haziran koskoca bir mezar taşı olup
yüreğime dikilmişti. Ah haziran. Oysa daha yeni mayısta Hızır’la İlyas’ın
buluşmalarını kutlamış, sadakalar vermiş, pikniğe gitmiş, gül dalına dilekler
asmıştık.
3. Ölememek
Annesi seksen yaşını aşmıştı. Her telefon açışında bu ayı çıkaramam bak
görürsün diye serzenişte bulunmuş, böyle diyerek koca bir kışı geçirmiş-
lerdi. Ardından gelen bahar aylarında yakınmayı biraz unutmuş göründü.
Haziran geldi, okullar kapandı. Anne yine telefon açtı kızına. Bak dedi,
görürsün, ben bu ayı çıkaramam. Gel de helalleşelim. Kocasıyla yapacağı
tatil fikrini kenara koyup yola çıktı kızı da. Son bir yılı annem ölürse üzülü-
rüm, bu belki son isteğidir diyerek ona adanmış halde geçirmişti. Bu yüzden
kışın bir termal tatili yapmışlar, odasına küçük bir ekran televizyon
almışlar, hatta salondaki koltuk takımlarını yenilemişlerdi. Kadın salondaki
yeni alınan koltuklarda arkadaşlarını ağırladı. Odasındaki televizyondan
evlenme programlarını izledi. O yılki Haziran ayında, bazı çocuklar
ve gençler öldürüldü. Son görüşmelerinde annesi kızına temmuz ayında
Antalya’ya gidelim mi diye sordu.

Diğer yazılar...

Yorumlar