Romanee-Conti Trajedisi

 Broadbent : “Şayet iyi bir insansanız, cennete gitmeyi hak ediyorsunuz. Orada Romanee-Conti servis edecekler. Ama şayet bu dünyada Romanee-Conti’yi zamanından önce içiyorsanız, o zaman zaten cenneti hak etmiyorsunuz!” 

Zavallı Étienne, talihsizlerin de talihsizi bir adamdı. Côte d’Or’un kuzeyindeki şarap bölgesi Côte de Nuits’te, ilahi şarap Romanee-Conti’nin üretildiği bağların on kilometre uzağında, sevgili karısı güzel Esti’yle küçük, bahçeli, taş bir evde yaşardı. Babası dört yıl önce öldüğünde, ata yadigârı beş dönümlük üzüm bağının bakımı, hasadı ve işlenmesi ona kalmıştı. 

Babası hayattayken, adı sanı çok bilinmese de soyadları olan “Boivin” etiketiyle ürettikleri Burgonya şarapları, üç haneyi geçindirmeye yetiyordu; Étienne’le Esti çifti, babasının ölümünden iki ay sonra tutukluk yapan şarap pres makinesini tamir ederken hazin bir şekilde ölen ablası Carmen’le onu kurtarmaya çalışan kocası Ruben (Ruben’in sonuna dek Carmen`i bırakmamasını ve onunla birlikte presin altına girmesindeki iradeyi hiç anlamamıştı Étienne) ve baba Naël Boivin’le anne Camille Boivin. Öyle lüks bir hayatları yoktu elbette. Tek eğlenceleri, bağ bozumu zamanlarında Autun köyünde düzenlenen ve üç ay süren şarap festivaliydi. 

Festivalin en göz alıcı konuğu, yöre köylülerinin ve yerel şarap üreticilerinin nefeslerini tutarak seyretmekten kendilerini alamadıkları, ünlü multi-trilyoner Aubert de Villaine ve onun – 1945 rekoltesi, Sotheby müzayedesinde 558 bin dolardan alıcı bularak rekor kıran – dünyaca ünlü şarabı Drc Romanee-Conti’ydi. Her festival zamanında, köylülere minnettarlığını göstermek için tanesi yaklaşık 45 bin dolar ila 50 bin dolar arası satılan şaraplarından 25 kasa bağışlardı. 

Bu göz kamaştırıcı bonkörlük, herkes tarafından takdirle karşılanır ancak Esti’yi pek mutlu etmezdi. Étienne’le evlendiğinde Esti 18 yaşındaydı ve evlilikleri boyunca, yaşadıkları o taş evden, Villain hanedanının şaşalı hayatını ve 1.8 hektarlık üzüm bağlarının uçsuz bucaksızlığını seyretmekten başka bir çaresi yoktu. Étienne’in tüm çabalarına rağmen, Esti yükseklerde olan gözünü aşağıya indirmedi ve kocasının onu mutlu etmesine izin vermedi. Étienne, evinin bahçesinde koşuşan çocukların, arka bahçelerinin kenarından geçen ırmakta sabahları yıkanmanın, Esti’yle koyun koyuna uyumanın hayallerini kurarken, karısının gözleri önünden şatafatlı mücevherler, bin bir çeşit renkli Fransız ipekleri, pahalı şaraplar geçip giderdi. 

Baba Boivin’in ölümüne ve Carmen-Ruben çiftinin acı sonuna bir de anne Boivin’in alzheimer hastalığı eklenince, zavallı Étienne için azap günleri başladı. Esti’nin bitip tükenmek bilmeyen dırdırları, çocuk yapmak istememesi, Étienne’i aşağı görmesi, onu sürekli Villaine hanedanındakilerle kıyaslaması, “Keşke evlenmeseydim” serzenişlerine boğması yetmiyormuş gibi, “Zaten üç kuruş para getirmiyorsun eve üstüne üstlük bir de deli annene bakacağım ha! Oh mon Dieu, aklını kaçırmış olmalısın !” diyerek anne Boivin’i bir akıl hastanesine göndermek istemesi, Étienne’i günden güne eritiyordu.

Dört yıldır, üzüm bağlarından hasat alamamıştı genç Boivin. Babadan kalma mirası ve elde avuçtaki tüm birikimini, aile geleneğini devam ettirmek ve babasına yaraşır bir şarap üreticisi olmak için harcamıştı. Esti’nin bitip tükenmek bilmeyen hırslarının aksine, Étienne’in arzuladığı hayatın içinde, sevgili karısı Esti’nin pişirdiği sıcak soğan çorbası, taze köy ekmeği ve bir kadeh Boivin şarabı vardı ve bunlar ona yeterliydi. Karısına da kızamıyordu, onu bu sefalete sürüklediği için kendini hiç affetmiyor, Esti’nin orada burada yaşadığı kaçamakları görmezden geliyor, köylülerin yaptığı dedikodulara kulaklarını kapatıyordu. 

Ancak, bu yıl hasattan çok umutluydu. En yakın arkadaşı Denis’e “Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik, cebimdeki son paraları da bu bağa yatırdım. Geri dönüşü yok, ya bu yıl bağ bozumunda harikalar yaratacağım ya da kendimi asacağım, Esti’nin yüzündeki hayal kırıklığını tekrar görmektense ölmeyi yeğlerim” derken, sesinde acı bir gerçeklik vardı. Esti’nin Étienne’e verdiği son şanstı bu. Başarısız olursa, evi terk edecek ve kendini zengin 70’lik sevgilisi kurt şarap üreticisi Gaston Arnault’a satacaktı.  

Bağ bozumu zamanı geldi çattı. Tarih 1 Eylül’ü gösteriyordu. Étienne gece uyuyamadı, sabah saat beşte, bir önceki günden her şeyin yolunda olduğunu kontrol ettiği üzüm bağlarına koştu. İşçilerinin çoktan üzümleri toplamaya başladıklarını umuyordu. Bağa yaklaştıkça, göğsüne bir ağrı yerleşti, içine kıymıklar batıyor, burnundan çıkan ağır nefes, küf kokulu havaya karışıyordu. “Küf” diye yutkundu Étienne ve oracıkta yığıldı kaldı. “Asil Küf” derlerdi bu yok ediciye; bağların azılı düşmanı.   

İşçiler onu, zar zor nefes alır bir şekilde eve taşıdıklarında çoktan çenesi kilitlenmişti. Gözlerini araladı. Esti, yüzüne iğrenerek baktı, “Tüh” diye okkalı bir tükürük fırlattı ve içeriye – her nasılsa hazırda tuttuğu – bavulunu almaya gitti. Bundan sonra Étienne, ne Esti’nin bin bir beddua ederek taş evlerinden çıkışını fark etti, ne işçilerin “Zavallı talihsiz Boivin” diyerek onu yalnız bırakışlarını ne de annesinin, “Ah Étienne’im, oğlum, ben gidip babanı bulayım, sana bir sürahi su getirelim de yüzünü yıka” diyerek, arka bahçe çitinden çıkıp nehre doğru geri dönüşsüz gidişini. Kan çanağı gözleri tek bir noktaya dikilmişti,  Aubert de Villaine’in köylülere hediye ettiği, kendi payına düşen Romanee-Conti şarabına. Bu akşama saklamıştı; bağbozumu şerefine güzel Esti’siyle karşılıklı içmek üzere. 

O gece de uyumayan Étienne’e Romanee-Conti şişesi eşlik etti. Saat gece yarısını geçtiğinde, motorunun arkasına elli litrelik zehir ve bir düzine şırınga alıp, Romanee-Conti bağlarına sürdü. 

Sabah üzüm bağları arasında Étienne’in kaskatı kesilmiş bedenini bulan Denis, yanındaki zehri olabildiğince çok asma köküne tek tek zerk ettikten sonra, en sonuncuyu da kendisine vuran Étienne’e, o seneki hasada dadanan ‘Asil Küf’ nam-ı diğer Noble Rot’ (Botrytis cinerea)’ın sayesinde, Boivin şaraplarının hiç olmadığı kadar tatlı ve yüksek aromalı üretilebileceğini ve değerinin üç katına satılabileceğini söyleyemedi.

Denis bunu, dostunun anısına saygıdan hiç bir zaman Esti’yle paylaşmadı ve Boivin şarapları sonsuza dek tarihe gömüldü. 

Diğer yazılar...

Yorumlar