Yazar: Selim Hacısalihzade

Yarın

  Gökyüzü artık eskisi gibi mavi değildi. Sabahları güneş doğarken ufukta pas rengi bir pus beliriyor, öğlene doğru kül grisine dönüyor, akşamları ise morla siyah arasında kararsız bir renkte sönüyordu. İnsanlar bu renklere...

Devamını oku

Son

Yaşlanmıştım. Bunu ilk fark ettiğimde yıldızlar hâlâ yanıyordu ama ışıkları eskisi gibi cesur değildi. Bir zamanlar içimde doğan her şey aceleciydi. Madde sabırsız, enerji taşkındı. Şimdi ise her şey daha ağır, daha temkinliydi....

Devamını oku

Sınır

  Sınırın tam olarak nerede başladığını kimse bilmiyordu. Haritalarda çizgi netti. İnce, kırmızı bir hat. Ama arazide o çizgi, toprağın rengine, taşın dizilişine, rüzgârın yönüne göre yer değiştiriyor gibiydi. Sanki sınır,...

Devamını oku

Hacı

  Seksen yaşına gelmiş bir hacı olarak, bu satırları titreyen ellerimle yazarken içimi kemiren bir şey var; öyle bir kemirme ki, hani yıllar boyu diş ağrısını erteleyen bir köylünün en sonunda gecenin bir vakti, uyuyamadığı...

Devamını oku

Görünmeyen Bağ

Gece ile gündüzün birbirine karıştığı o ince zaman diliminde şehir bir rüyanın içindeymişcesine yavaşça nefes alıyordu. Gökyüzü mora çalan bir laciverte bürünmüş, yıldızlar bilinmez bir dilden fısıldaşıyorlardı. O saatlerde...

Devamını oku