Geçenlerde televizyonda yapay zekânın tarihi nasıl değiştirebileceği konusunda bir belgesel vardı. Örnek olarak Yahudilerin çalışma kamplarında çekilen resimlerin, yapay zekâ tarafından hazırlandığında insanların yüzlerindeki o umutsuzluğun, çaresizliğin hissedilmediği, hepimizin bildiği kemikleri dışarı fırlamış görüntüler yerine belki gene zayıf ama sağlıksız gözükmeyen, onlara uygulanan işkenceleri yansıtmayan fotoğrafları gösterdiler. Belgeseldeki iddia yapay zekâ yüzünden gelecek nesillerin tarihi tüm gerçekleriyle öğrenemeyecekleriydi. Bunun da farklı sıkıntılara yol açacağıydı. Gerçekten fark çarpıcıydı. Belgesel yapay zekânın, duygulara odaklanan edebiyatta etkisi nasıldı, gelecekte ne kadar ileri gidebilir sorusunu sordurdu bana. Yapay zekâ roman yazabilir mi sorusu zaten gündemde. Bu konuda ithamlar gırla. Yapay zekâ roman yazabilir mi sorusuna cevabım evet yazabilir ancak her roman ya da yazılı eser edebiyat mıdır? Milyonlarca veriden toplayıp vardığı sonuç tek olduğuna göre yapay zekânın yazdığı romanlar türüne uygun olarak da olsa tek düze olmaz mı? Edebiyatın odak noktası duyguları, okurun yüreğine ulaşacak nitelikte yazabilir mi?gibi sorularaysa net bir cevabım yok.
İlk önce yapay zekânın ne olduğuna bakarsak topladığı tüm verileri, belirli bir algortimayla düzenleyip bir sonuca varabilen, insan zekâsının yanılma paylarını yok edip onun yerine geçen teknolojik bir uygulama. Yaratıcısı insan olduğuna göre yanılma payı hiç mi yok? Son zamanlarda ciddi anlamda kullanılmaya başlandıysa da ilk yaratılışı 1956. Pek ilerleme kaydedilmeyen ilk dönemlerden sonra yapay zekâ çalışmaları 2012 yıllarından itibaren hız kazanıyor. Her şeyi sorduğumuz arama motorları yapay zekânın kullanıldığı ilk örneklerden. Bir çok sektörde raporlama vb işlemler için hızlı, etkin bir yöntem olarak hayatımıza girdi. Son yıllara geldiğimizde görüntü ve ses de işin içine girince olayın boyutu değişti. Sosyal medya hayatımızda odak noktaya oturunca, yapay zekâ insanların kendilerini olduğu gibi değil de olmak istedikleri gibi ortaya koymalarına yardımcı oldu. Kötü niyetli kişiler tarafından dolandırıcılık için kullanılmaya başlandı. Sanata dönüştürüp ağzımızı açık bırakan eserler yaratıldı. Öğrenciler ödevlerini yapay zekâyla yapmaya başladılar, haberlerde yapay zekâyla hazırlanan görüntüler kullanılmaya başlandı vb bir çok alanda sessizce ve derinden içimize girdi, bizden biri gibi oldu. Bunu pek kimse önemsemedi. Hatta yapay zekâyla hazırlanan kedili köpekli videolara herkes bayıldı, kendi resimlerini yapay zekâyla güzelleştirmek ya da karikatürize etmek sosyal medyada trend oldu. Kimse yapay zekânın kullanım alanlarının bu kadarla sınırlı kalmayıp yönetmek, yönlendirmek, manipüle etmek için kullanılabileceği gerçeği üstünde düşünmek istemedi. Kontrol altında tutulabilirdi. Zararından çok yararına bakılmalıydı. Son zamanlarda her duyduğumuz haberi kontrol etmek, kaynağını araştırmak zorunda kaldığımızın kimse farkına varmadı. Siber güvenlik şirketlerin en önemli bölümlerinden biri oldu vesaire vesaire. Bütün bunlar kimilerini şu soruyu sormaya itti.Ya kontrolden çıkarsa?..
Bu konuyu biraz irdeleyelim istedik. Konu hakkında yazarlarımız ne düşünür merak ettik ve Mart sayımızın teması olarak belirledik. İçimdeki Robot adlı kitabıyla değerli yazar Ruhşen Doğan Nar söyleşi konuğumuz oldu. Sevgili yazarlarımız Nurdan Atay, Sultan Deliklitaş, Seçil Örnek, Zeki Paralı, Füsun Uzunoğlu, Nezir Suyugül, Selim Hacısalihzade öyküleriyle sayımıza katkıda bulundular. Hepsine çok teşekkürler. Siz okurlarımıza yapay zekâ hakkında biraz düşünme alanı yaratarak, okuma keyfi verebilirsek ne mutlu bize!