Morguvan
Bir varmış bir yokmuş, bir kışmış, bir baharmış… Ortasından Deniz-i Boğaz geçen, iki yakasında her mayıs pembe erguvanlar açan, güzeller güzeli bir kent varmış, adı İslambol olan. Yağız bir delikanlı yaşarmış bu kentte, ince...
Devamını okuBir varmış bir yokmuş, bir kışmış, bir baharmış… Ortasından Deniz-i Boğaz geçen, iki yakasında her mayıs pembe erguvanlar açan, güzeller güzeli bir kent varmış, adı İslambol olan. Yağız bir delikanlı yaşarmış bu kentte, ince...
Devamını okuKandilli’ deki yalıya uzunca bir aradan sonra tekrar gittim. Neveser hanım artık iyice yaşlanmıştı. Hareketleri yavaşlamıştı. Akşam üzeri demlediği karanfilli çayı her zaman ince belli bardaklara koyardı. Bu sefer de öyle...
Devamını okuErguvan Kapısı’na Bir ses duyuyor musunuz? Derin bir ses. Güneş birazdan batacak. Son ışınlarını gönderiyor sırtımı dayadığım ağaca. Onun sıcaklığını duymak istiyorum. Olabildiği kadar çok. Bu bahar hava ısınmadı. Bir iki...
Devamını okuNefesim daralıyor. Gene… Sevmiyorum böyle kapalı yerleri. Hele de güneş dışarıda pırıl pırıl parlarken! Yapay ışıklar, yapay dünya… Ağır da bir koku! Sabah sabah üşüşmüş insanlar buraya balık istifi gibi, ter kokuyorlar. İyi...
Devamını oku“erguvana şiir yazılmaz kendisi şiirdir. bak ve gör bu kâfidir.” Süheyl Ünver “O öylesine bir ağaç değil” dedi bana. “Mazisi derindir.” Fotoğraf makinemi indirip erguvana aşkla bakan adama döndüm. Bembeyaz...
Devamını oku