Söyleşi Konuğu: Ruhşen Doğan Nar
Söyleşiyi yapan: Nurdan Atay
Sevgili Ruhşen Bey, ilk kitabınız “İçimdeki Robot” üzerine söyleşiyi kabul ettiğiniz için öncelikle çok teşekkür ederim.
- Ursula K.Le Guin “Bilimkurgu modern dünyanın mitolojisidir” der bir kitabında ve bunu analiz eder. Sizce bilimkurgu nedir?
Bilimkurgu gibi zengin ve çok katmanlı bir türü tanımlamak her zaman zor olmuştur. Ursula K. Le Guin’in sözüne katılıyorum; ancak bilimkurgu bir tür olarak bundan çok daha fazlasını içinde barındırıyor. Örneğin, bilimkurgu sadece uzay savaşlarından, uzaylılardan ya da uzay gemilerinden ibaret değil. Distopyalar, ütopyalar, alternatif tarih anlatıları, zaman yolculukları, ilk temas hikâyeleri gibi birçok alt türe sahip. Bilimkurguyu, edebiyat ve bilimin mükemmel karışımı olarak düşünmeyi seviyorum. İkisinin imkânlarını bir araya getiren bir anlatı alanı olarak görüyorum.
- Bilimkurgu, polisiye, fantastik kurguyu edebiyattan saymayan bazı yazar ve okurlar var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Geçmişte edebiyat dünyasında bu alt türler bir tür “kaçış edebiyatı” olarak görülüyor, bu türlerin hem yazarları hem de okurları küçümseniyordu. Fakat son on yılda bu üstten bakışın etkisi belirgin şekilde azaldı. Bilimkurgu özelinde konuşmam gerekirse, hem günlük yaşamımızda hem de film ve dizilerde bilimkurgunun bu kadar baskın ve yaygın hale gelmesi, türe bakışı olumlu anlamda değiştirdi. Ama tam burada sıkıntılı bir eşitsizlik var: Bilimkurgu filmlerini ve dizilerini izleyen o kalabalık kitle, ne yazık ki bilimkurgu eserlerini aynı ölçüde okumuyor.
- “İçimdeki Robot” öykülerinizde bilimkurgu geleceği anlatmasına rağmen ironiyle sanki bugünü anlatır gibi tanıdık geliyor. Bu sizin bilinçli seçiminiz mi?
Bilimkurgunun asıl görevinin geleceği öngörmek ve tasavvur etmek olduğu düşünülür. Oysa başarılı, artık klasikleşmiş bilimkurgu eserlerine bakıldığında, hemen hemen hepsinin aslında kendi çağlarına dair eleştiriler ve gözlemler içerdiği görülür. Bu açıdan bilimkurgu, günümüz dünyasını ve onun yerleşik inançlarını sorgulamak için son derece elverişli bir türdür.
- Öyküleriniz toplumsal değer yargılarını inceden inceye eleştiriyor “İşte Karşınızda Filiz” gibi. Gelecek perspektifinizde değişen bir şey olmayacak mı?
1988 doğumluyum ama bazen kendimi yaşlı hissediyorum; çünkü internetin, cep telefonlarının, akıllı cihazların olmadığı zamanları hatırlıyorum. Kırk yıldan kısa bir süre içinde bilimsel ve teknolojik gelişmeler inanılmaz bir noktaya ulaştı. Şu anda yapay zekâ hepimizi neredeyse her gün şaşırtmaya devam ediyor.
Fakat aynı süreçte toplumumuzun değer yargılarında, gelenek ve göreneklerinde ya da inançlarında benzer ölçekte bir değişim yaşandığını söylemek zor. Çünkü binlerce yıllık temellere dayanan bu yapılar kolay dönüşmüyor. Değişim çok daha yavaş, kimi zaman da sıçramalı biçimde gerçekleşiyor.
- Bugünlerde sosyal medyada işlenen suçları nerdeyse canlı izler hale geldik. İZLENMEK: “Dikizatör” “Takipçi” öykülerinizde ironiyle çok çarpıcı bir dille ele almışsınız. İzlenmek gelecek kâbuslarımızdan biri mi olacak?
Günümüzde bile sürekli “izleniyor” olmak oldukça rahatsız edici bir durum. Sokakta, iş yerinde, okulda, hastanede güvenlik kameraları tarafından hiç durmadan izleniyoruz; kendimizi en güvende hissettiğimiz evlerimizde akıllı cihazlar aracılığıyla dinleniyoruz. İnternette yaptığımız neredeyse her şey, telefondaki konuşmalarımız kayıt altına alınıyor.
Bu sürekli gözetim hâli, ne kadar özgür olduğumuz sorusunu ister istemez akla getiriyor.
- “2040” öykünüzde yazar Hasan Kal “insanlığın tamamen yapay zekâya bağımlı hale gelmesi çok tehlikeli bir durum. Bu bağımlılık sonumuzu getirebilir” diyor onun ve anlatıcının başına gelenler korkutucu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yapay zekâ gerçekten de insanlığın sonunu getiren mi olacak?
Yapay zekâ ya da kısaca YZ o kadar kapsamlı bir konu ki, saatlerce konuşabilirim. Ama okurları sıkmamak için iki noktaya değinmekle yetineyim. İlk olarak, tüm teknolojik yenilikler gibi YZ de başlı başına tehlikeli değil. İnsanlığın onu hangi amaçla kullandığı belirleyici. Örneğin YZ’yi kullanarak bazı hastalıklar için ilaçlar geliştirebilir ya da aynı teknolojiyle biyolojik silahlar üretebilirsiniz. Her şey insanlığın hedeflerine bağlı.
İkinci olarak, YZ giderek varoluşsal bir kriz duygusu yaratıyor. Çünkü insanlık tarihinde ilk kez gezegenimizde bizden daha akıllı bir varlıkla karşı karşıyayız. Bu bile başlı başına sarsıcı.
YZ’yi ve robotları birçok alanda kullanarak üretimi daha verimli hâle getirebiliriz. Ama işsiz kalan insanlar ne olacak? İşte bu noktada, YZ’nin ve robotların ağır ve tekrarlayan işleri üstlendiği; insanların ise daha az çalışıp kendini gerçekleştirmeye zaman bulduğu bir gelecek hayal ediyorum. Ancak mevcut kapitalist düzende bunun gerçekleşmesi pek mümkün görünmüyor. Bu düzenin değişmesi gerekiyor.
- “ZA12” ayrı bir bölüm olarak birbirini bütünleyen beş öyküden oluşuyor. Kaybolan Ali Azak ve diğerleri bizlere başka dünyalar konusunda bir uyarı mı?
Tam olarak bir uyarı değil; daha çok bir zihin egzersizi olduğunu söyleyebilirim. Kaybolan ve bir daha ne ölüsü ne dirisi bulunan insanlar hep aklımı kurcalamıştır. Özellikle onlarla ilgili belgeseller izlemekten ve üzerine düşünmekten keyif alıyorum. “Ya şöyle olsa?” diye düşünmemin neticesinde o öykülerin fikri ortaya çıktı.
- “Bir Gün Mutlaka Delireceğim” ve “Hıyar Hapı Meselesi” sonraki kitaplarınız. Bu kitaplarınızdan da biraz söz eder misiniz?
Bu iki kitabım bilimkurgu türünde değil. Yalnızca bilimkurgu değil, farklı türlerde de eserler kaleme almaktan keyif alıyorum. Bir Gün Mutlaka Delireceğim de İçimdeki Robot gibi bir öykü kitabı; ancak bilimkurgu değil, kara mizah öykülerinden oluşuyor. İçimdeki Robot’u beğendiyseniz, Bir Gün Mutlaka Delireceğim’i de seveceğinizi düşünüyorum.
Hıyar Hapı Meselesi ise yayımlanan son kitabım, bir novella. Arka kapakta şöyle yazıyor: “Reklamların yanıltıcı büyüsü ile evliliğin narin dengesi arasında mekik dokuyan Hıyar Hapı Meselesi, çağdaş insanın ikilemlerini absürdün kıyılarında gezinerek sorgulatıyor.” İkilemlerle ve absürtlüklerle örülü bir novella.
Aslında yayımlamaktan en çok çekindiğim eserimdi. Çünkü mizah tonu yüksek ve mizah her zaman anlaşılmama riski taşır. Neyse ki korktuğum olmadı; okurlardan çok olumlu geri dönüşler aldım.
- Son olarak gelecek planlarınızdan söz edersek ne dersiniz?
2023 yılından bu yana Türkiye’nin ilk bilimkurgu öykü dergisi Roket’i çıkarıyorum. Şu anda 8. sayı üzerinde çalışıyoruz. 10. sayıyla birlikte dergi yayın hayatını tamamlayacak. Ardından bir süre yalnızca kendi eserlerime odaklanmak istiyorum.
Post-apokaliptik, dini temalar içeren bir bilimkurgu novellası yazıyorum; onu tamamlamayı hedefliyorum. Ayrıca İçimdeki Robot yayımlandıktan sonra kaleme aldığım bilimkurgu öykülerinden oluşan yeni bir dosya üzerinde de çalışıyorum.