“Sezai, bak hava çok güzel. Çık sahilde bir yürüyüş yap, azıcık nefes alırsın be evladım.”

Başladı yine. Ne diye inat ediyorsa.

“İstemiyorum dışarı çıkmak.”

“Akşama ekmek lazım. Dönüşte markete de uğrarsın.”

Dün aldığım olduğu gibi duruyor. Sırf beni dışarı çıkarmak için. Taktı.

“Annecim, alışverişi akşam yapıyorum biliyorsun.”

“Geldin geleli, hapsettin kendini bu odaya. Deccal gibi gece olmadan çıkmıyorsun. Baban aradı biraz önce. Uğramayacak mı bize diyor.”

Hepsinin canı cehenneme. Bir rahat bıraksanız. “Yol yorgunluğunu atayım, giderim ellerini öpmeye.”

“İçeri gelebilir miyim?”

“Annecim, biraz yalnız kalmak istiyorum.”

“Peki…”

Bak yine iç geçiriyor kapının önünde.

“Annecim yapma böyle ya. Üzülüyorum.”

Kadıncağızı da üzüyorum. Ama nasıl anlatılır ki böylesine saçma bir durum.

 

  • Bütün bunlar senin yüzünden oluyor. Durduk yere, yeni huylar çıkardın başıma.
  • Bunca yıl senin dediklerini yaptım. Bir kere bile sesimi çıkarmadım. Ama artık yeter.
  • Ben mi seçtim seni. Dünyanın düzeni böyle.
  • Yeni dünya düzenine alış bakalım.

 

“Oğlum asıl sen beni nasıl üzüyorsun. Akşam olmadan sokağa çıkmıyorsun? İnsanlar merak ediyor. Baban diyor ki…”

“Ben hiç ilgilendirmiyor o adamın ne dediği.”

“Olur mu öyle şey, bir taneciğim. Babandır en nihayetinde.”

“Anne bu haldeyken çıkamam onun karşısına.”

Yıllarca bana kendimi eksik hissettiren adam bu halimi görünce evlatlıktan reddeder herhalde.

  • Neden çıkamazmışsın, bal gibi çıkarsın.
  • Çıkıp da ne diyeceğim. Babacım sen haklıymışsın. Kasabada kalıp senin gibi esnaf olmadığım için çok üzgünüm mü?
  • Ne alakası var. Harika bir grafikersin sen. İnsanlarına zihnine kazınmış kaç kitap kapağı tasarladığını hatırlasana.
  • Ve işsiz kaldım.
  • Yeni kapılar açılacak sen de biliyorsun.
  • Yapay zekâ?
  • Sen bir yol bulursun. Hep buldun.
  • I-ıh… Bu kez bitti.
  • Off! Bence bizim sahibimizi değiştirme şansımız olmalı. Bak baban bile istifa etmiş babalıktan. Ama ben senden ayrılamıyorum.

“Baban seni sever. Biz geçinemedik sadece. Baksana, dostluğumuz devam ediyor.”

Babam ne seni ne de beni sevmedi anne. O sadece kendini sever. Ona hayran olacak bir kız buldu da rahat etti işte.

“Annecim, benim biraz dinlenmeye ihtiyacım var. Nasılsa bir süre buradayım. Gider öperim elini bir ara.”

  • Yuh! Hayatını kâbusa çeviren adamın elini mi öpeceksin!
  • Azıcık sus allasen ya!
  • Kararımın ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anlıyorum. Sen; dayak arsızı, ezik bir oğlan çocuğundan başka bir şey değilsin.
  • İyi be! Sanki sen babamdan farklısın. Güzel bir şey söyleceksin diye bir ağzıma sıçmadığın kaldı.
  • Elimde olsa onu da yapardım. Çünkü hak ediyorsun.
  • Sen başıma gelen büyük talihsizliksin tamam mı? Kısa boyumdan, göbeğimden, kel kafamdan bile daha büyük bir felaketsin.

“Peki madem, nasıl istersen. Kahvaltıyı kaldırmadım. Seslenmen kâfi.”

“Sağ ol annecim. Ben ayıkayım, birazdan gelirim yanına.”

  • Annenin isteyince hop, yanına git, babanın elini öp, sevgilinin kuyruğundan ayrılma.
  • Biliyorsun, Mehmet’le yollarımızı ayırdık.
  • Öyle bir şey olmadı. Seni terk etti herif. Biraz adam ol. O serseriden sevgili olmayacağını kaç defa söyledim sana!
  • Bir şey söyleyeyim mi? Mehmet’e hak veriyorum. Ben de bu nedenle bıraktım seni.
  • İşine gelmeyince bana afra tafra. Sen benden ayrılamazsın, çünkü ben senden daha önce ayrıldım.

Hah! Mesaj da tam zamanında geldi. Off be! Şimdi okumaya kalksam bin saat konuşur başımda. Belki ışık olmayan bir yerde okursam, ekranı görüp beni izleyemez.

  • Kimden o mesaj?
  • Banka falan olmalı.
  • Aç bakayım, göreyim kimden.
  • Beni rahat bırak.
  • Onu özlediğini falan yazmadın değil mı?!
  • Yazdım, tamam mı?! Yazdım işte. Ve cevabını çok merak ediyorum.

 

Tuvalette okuyabilirim, sonra da silerim. Hem belki de… Tekrar deneme teklifimi kabul etmiştir. Olur mu, olur. İş bulur dönerim İstanbul’a.

  • Sen gerçek bir malsın. İşten kovulur kovulmaz adamın seni terk ettiğini görmüyor musun?
  • İşten kovulmadım, yayınevi küçülmeye gitti. Hem, ne alakası var bunun konumuzla. İlişkimiz monotonlaşmıştı. Konuşarak medeni bir şekilde ayrıldık.
  • Ne yaparsan yap. Ben yokum artık.
  • Çok sevindim. Sensiz hayatım çok daha rahat olacak inan bana.

 

“Aa! Anne sen kapının önünde miydin?”

“Yerin tozunu alıyordum. Eğildiğim bir ana denk geldin.”

“Ben de tuvalete gidecektim.”

“Tabii ki evladım. Ben engel olmayayım. Çıkmışken kahvaltı da et istersen.”

“Olur annecim. Sen çayın altını yak.”

“Söndürmedim ki.”

Hadi Sezai’ciğim, hadi güzelim. On adımda gidersin tuvalete, hop açarsın mesajı kendi başına. Tamam mı? Aferin benim oğluma!

 

Sevgili Sezai, mesajın beni çok sevindirdi. Tabii ki, ben de seni görmek isterim.

Ama bayram için Barselona’dayız. Dönünce yazarım.

Engin de selam söylüyor. Ailene hürmetler.

 

Ne güzel yazmış, her zamanki gibi son derece zarif.

  • Görüyorsun değil mi, seninki yağlı kapı buldu, geziyor.
  • Mehmet öyle bir çocuk değil. Sen her şeye olumsuz tarafından bakıyorsun.
  • Sen de bir roman kahramanı olduğunu artık görsen diyorum, sevgili Polianna!
  • Ben anneme anlatacağım her şeyi. Bu böyle devam edemez.
  • Nerde sende o yürek!

 

“Annecim ellerine sağlık. Senin gül reçelinin tadı bambaşka.”

“Oy benim güzel oğluşum. Afiyet şeker olsun, yarasın benim tontişime.”

“Koskoca adam oldum anne, ne tontişi.”

“Annesinin gözünde evladı her daim üç yaşında. Aç ağzını…”

Nefret ediyorum bana çocuk muamelesi çekmesinden.

  • Hayır de bakalım. Yapabiliyor musun?
  • Sus!

“Annecim bak şimdi, şöyle otur, arkana yaslan, rahat et.

  • Lafı dolandırma, cesaretin varsa tabii.

“Bana bak heyecanlandırma beni. Yoksa helal süt emmiş bir kız mı buldun?”

  • Hadi buyur buradan yak.
  • Hani biz ayrılmıştık. Hâlâ car car ötüyorsun başımda.
  • Çünkü hiçbir şeyi benim dediğim gibi yapmıyorsun. Susmak mümkün mü?!

“Yok annecim. Evililik falan değil. Tam tersine ayrılık var.”

“Olsun, daha gençsin. Çok kadınlar tanıyacaksın. Erkek cinsinin fıtratında var böyle şeyler.”

“Annecim o beni terk etti.”

“Hiç dert etme sen. Kendisi kaybeder.”

  • Neden kaybeden ben oluyormuşum!
  • Çünkü terk eden sensin. Ve terk edenler kaybeder.
  • Kesinlikle malsın. N’aparsan yap!

Nasılsa sonunda öğrenecek.

“Annecim, gölgem beni terk etti.”

Rahatladım ya.

“Gölgen mi? Kim ki o?”

“Bildiğin gölgem işte. Onun sözünü dinlemediğim için beni bıraktı, gitti.”

“Sapık falan mı dadandı oğlum sana. Ne demek gölgem beni terk etti.”

“Bildiğin gibi işte. Artık gölgem benimle birlikte hareket etmiyor.”

“Dur dur dur.  Sen bildiğimiz gölge gölgeden bahsediyorsun.”

“Evet… Ofiste hemen fark ettiler. İki haftalık süreyi dolduruncaya kadar canım çıktı. İnsanlar aralarında kendilerine benzemeyen biri olunca çok rahatsız oluyor.”

“Hahahah! Ben de ciddi bir sorun var sandım.”

“Anne bu çok büyük bir sorun. İstersen sen konuş. Kendisi anlatsın.”

  • Bu çocuğu bu hale getiren sensin değil mi?

“Tontişim, ben konuşurum tabi onunla. Sen bebekken de böyle hikayeler falan yazar, gerçekmiş gibi anlatırdın.”

  • Bu kez aynı değil. İstifa ettim ben gölgelikten. Kapiş?

“Bak şöyle bir şey yapalım. Ben şimdi babanı arıyorum. Ona ziyarete geleceğimizi söylüyorum. Sana da hemen siyah kumaştan bir gölgelik dikiyorum. Kimse fark etmeden istediğin gibi ardın sıra gelir. Ne dersin?”

  • Dahiyane!
  • Bir kez daha söylüyorum. Her şey senin yüzünden oldu. Sana inat o siyah paçavrayı ayağıma bağlayıp gezeceğim kasabada.
  • Hmm…
  • Hmm ne?
  • Şöyle yapalım. Bu gölgelik meselesini şimdilik erteleyelim. Ben gelirim seninle.
  • Ne?
  • Evet, evet. Sakin ol. Hallederiz.

 

“Yaşşa!”

“Ay durduk yere korkuttun beni deli oğlan.”

“Cepli olacak ama değil mi?”

“Saat cebi bile koyarım. Yeter ki sen iste.”