Kar yağıyor. Birazdan yine bu sokaktan geçecek. Ayağımdaki pijamayı çıkarmadan üzerime kalın bir hırka giyiyorum. Çoraplarım yatağın altında birbirinden uzakta dün akşam çıkardığım yerde bekliyor. Annem dokunmamış. Odama girmemeye yeminli. Kaç kere bozdu yeminini. Kaç kere yeter artık ne halt edersen et deyip toplamadı odamı sonra tekrar sonra tekrar gelip temizledi her şeyi. Üzerimdekileri çıkartıp yıkadı. İstemiyorum desem de kokacaksın bir gün diye söylene söylene yaptı bunu. Bıktım senin depresyonundan bu yaşta depresyon mu olur demeye bıkmadan. Hangi yaşta olur anne. Sokakta hareket yok. Birazdan o geçerken olacak. Çocuklar pusuya yatmış onu bekliyordur şimdi. Çocukken ben de aynısını yapardım çünkü. Şimdikiler daha çabuk üşüyor, apartmanın girişinde bekliyorlardır. Biz dışarda beklerdik. Savaşa hazır askerler gibi, üşümek işin raconuydu. Benim yataktan çıkmamı sağlayan tek şey onu beklemek. Yoksa yatağın sıcaklığını terk etmek istemem. Tüm gün öyle kalabilirim. Annem içeriden sesleniyor. Gel bir şeyler ye. Çayın altını yaktım yine. Ardından mırıl mırıl söyleniyor. Biliyorum, neler dediğini duymama gerek yok. Suçluyu arayışı hiç bitmedi kadının. Aslında içimde bir yerlerde acıyorum da kızdığım kadar. Kar şiddetini arttırdı. Tek tek çocuklar çıkmaya başladı sokağa. Arabaların üzerinden karları toplayıp oynuyorlar. Gelmedi bir türlü. Üşenmesem, içim sıkılmasa çıkıp arayacağım. Bu soğukta gözü yemedi herhalde. Oysa hiç aldırmazdı soğuğa. Her zaman çıplak ayaklarıyla gülerek elindeki oyuncak kamyonla geçerdi. Mavi oyuncak kamyon. Tekerlekleri kaybolmuş, her yeri kırık kamyon. Herkes bir şeyler uydurdu; yok kamyon çarpmış, yok babası kamyonla üzerinden geçmiş yok annesi bunu kamyonun altında kalmasın diye kenara itmiş. Ne neden bilinmiyor ama kamyonlu deli diye bildik biz onu. Kimi kimsesi yok. Nerede yaşadığını bile bulamadık. Çocukken peşine takılıp dedektifcilik oynardık. Nasıl anlardı bilmem; bizi fark eder, o deli gülüşüyle fareli köyün kavalcısı gibi ardından koştururduk. Bir gün sadece ben kalmıştım peşinde. İnatçıydım o zamanlar. Tüm çocuklar nefes nefese kalmış, tükenmişti. Nerede yaşadığını öğreneceğim, arkadaşlarıma hava atacağım diyordum. Caddeye çıkınca neredeyse bir kamyonun altında kalıyordum. Beni kolumdan çeken oydu. Sadece o zaman gözünde iki damla yaş gördüm. Kimselere anlatmadım. Kamyonlu deli beni kurtardı desem arkadaşlarımın arasında alay konusu olurdum, korktum. Sonra onunla daha fazla alay etmeye orasına burasına bir şeyler atmaya başladım. Herkesten çok gülüyor, herkesten çok eğleniyordum. Eve dönünce kendime kızıyor, gece rüyamda onunla kavga ediyor, bazen de ona sarılıyordum. Ne gece rüyalarımda ne gündüz gerçeğinde bana hiçbir şey demedi. Sadece bakarken hep o iki damla yaş gözpınarlarında titredi. On beşimde, şimdi, onu görmeden bir gün geçirmek istemiyorum. Her gün affetmesini isteyeceğim diyorum kendime her gün vazgeçiyorum. Bugün onu göremeyince silmeye çalıştığım o iki damla gelip benim gözlerime oturdu. Kafasına kar topu atmak için bekleyen çocuklar evlerine döndü, ben yatağıma bile dönemedim. Oturduğum yerde kaldım. Bir süre sonra annem kapıyı açtı. Oğlum duymuyor musun yarım saattir sana sesleniyorum. Kahvaltı masası ortada kaldı. Başımı çevirmedim camdan dışarı bakmaya devam ettim. Ses çıkarmadım. Annem bendeki garipliği fark etti. Normalde söylenmeye devam ederdi ama sanki odanın hüznünü içine çekmişti. Sen bilirsin, Allahım artık ne günah işlediysem diye kapattı kapıyı. Kendimi zorla yatağa sürükledim, yorganın altına sığındım. Yarın gelmezse onu aramaya çıkmalıyım dedim. Gözlerimi kapatırken yavaş yavaş düşüncem değişti, miskinleştim, belki de öbür gün diye sayıkladım.