‘Action Movies’ severim. Özellikle kadına, çocuğa şiddet uygulayan erkeklerin kadınlara yenilenlerini!

Baba memleketi, ilk ziyaretim. Uzun yıllardır sürmekte olan küskünlükler, birbirlerinin çocuklarını görerek hasret giderme çabası! Onlardan tanıdığım abi ve ablalar var. Abimlerle birlikte gidiyorum. Mutluydum, evet mutluydum! Ebeveynlerimin olmadığı bir zaman diliminin verdiği rahatlığı yaşıyordum ki otobüs camından giren bir arı onca insan arasından benim elimi seçene kadar. Sonraki günlerde yaşayacak olacağımın yanında arı sokması canımı çok yaksa bile masumdu!

Sevgi dolu insanlarla sarmalandım. Yeni yerlerin içinde beni en çok köy heyecanlandırdı. Pamuk tarlalarını yakından gördüğümde büyülendim.  Uçsuz bucaksız bir beyazlık! Şehirde karın beyazlığını binalar bozar oysa burada öyle değildi. Kardı,  buluttu!

İşçiler kilosu bir liradan topluyorlarmış. Amcam, ne kadar toplarsam o kadar para vereceğini söylediğinde heyecanlandım! Pamuk dikeni acımasız olurmuş. Kollarımı, bacaklarımı kapatan giysiler giydirdiler. Yaşıtım kuzenlerimle birlikte tarlaya girdik. Bir zamanlar babamın da girdiği şimdi ise özlediği topraklardayım. O pamuk toplamamıştır ne de olsa ‘AĞA’ çocuğu! Tarlaların bir tarafında çadırlar var, işçi çadırları. Yıllar sonra Yılmaz Güney filmlerinde öğrendim ki o çadırlar bu dünyanın bir başka cehennemiymiş! Merak etsem de sebebini bilmesem de uyarıları dinleyip yaklaşmıyorum. Birazda korkuyla kuzenlerimin belirlediği sınırı geçemiyorum. Onların yardımıyla on bir kilo toplamışım. Ne tuhaf; on bir yaşında, on bir kilo, on bir lira. İlk kazancım!

Ben çok daha küçükken babamlarda kalan ablam okulunu bitirmiş, çalışıyor, çok hoş modern bir kadın olmuş. Yeni evlenmiş. Onlarda kalmamı istedi. Gittik. Arka tarafta mutfakta yemek hazırlıyor. Eşiyle ön tarafta oynuyoruz, daha doğrusu o benimle oynuyor. Bana dokunmaya başladığında rahatsız oldum, uzaklaşmaya çalıştım. O çok güçlü. Bırakmıyor. Çırpınıyorum. Ben çırpındıkça o daha da güçleniyor. Çırpındım, çırpındım, çırpındım. Kurtulamıyorum. Bırak, bırak, bırak, B I R A A A K! Büyük, güçlü bir çığlık! Bıraktı!

Çok daha küçükken bir başka tacizden de çığlıkla kurtulmuştum. Çırpınmak değil çığlıktı onların sınırı!

Yaşlılığın verdiği cesaretle konuştuk, öğrendik ki hepimize dokunmuş.

Suçluyuz, bizler de suçluyuz! Zamanında açık etseydik belki başka çocuklara dokunamazdı! Bizi susturan neydi, çok korkmamız mı, ayıp mı, büyüklerimiz bize kızar korkusu mu, kirlenmiş yakıştırması mı?

Yıllar yıllar sonra benim şehrime yerleşmişler. Ablamın ısrarıyla istemesem de gittim. İlaç kullandığı için bir odada sürekli uyuyormuş. Hastalığıyla ilgili bir şeyler geveledi. Göz göze geldik, uzun uzun bakıştık, başını önüne eğdi! Sonunda yakalanmıştı, o pis elleriyle hangi çocuğa dokunduysa!

Öldüğünde sevinemedim bile!

Ne zaman trajik çocuk haberlerini duysam tüylerim diken diken olur, midem bulanır, o iki erkek gözümde canlanır, öfkelerim içimde büyük gürültülerle arka arkaya patlar.

Bu yaşta aynı anları tekrar tekrar yaşamak cezam mı, cezalı mıyım, cezalı mıyız?

Biz yanlış yapmadık ki!