Hayata gözlerimizi açarken sınırların ve sınırlarımızın belli olduğu bir dünyayla karşılaşırız. Doğduğumuz ülke, ailemiz, çevremiz, sağlık durumumuz, yeteneklerimiz…Bütün bunlar yaşayacağımız hayatın çerçevesini çizer, sınırlarını belirler. Hayat boyu sınırlar tarafından bir yandan korunurken bir yandan da sınanırız. Bazen sınırlarımızı yeniden tanımlayacak gücü bulur, onları esnetir, aşar, yok sayarız. Bazen de kabul eder, teslim oluruz. Ve böylece hayatımızı kendi sınırlarımızla şekillendiririz.

Bir anlamda hayatımızın dokusu olan sınır; bir şeyin sonunu veya bir alanın bitiş noktasını ifade eden bir kavramdır. Sadece coğrafi veya fiziksel anlamda değil, aynı zamanda düşünce, kültür, kişisel alanlar ve zaman gibi birçok farklı bağlamda karşımıza çıkar.

Coğrafi sınırları dağlar, denizler, nehirler gibi doğal oluşumlar yanında dikenli teller, duvarlar gibi insan eliyle yapılmış barikatlar belirler.

Kültürel farklılıklar, din dil, gelenekler gibi faktörler de coğrafi sınırları belirleyebilir.

Bir tartışmada programında konuşmacı için belirlenen süre, bir sınavın başlangıç ve bitiş saati, bir günün, bir anın, bir çağın sona erişi zaman sınırı tarafından belirlenir.

Kişisel sınırlarımız ise fiziksel, duygusal veya zihinsel alanlarımızı korumak için kendimizin oluşturduğu sınırlardır. Kişisel ilişkilerde sınır koymak dans etmek gibidir. Adımlarını dikkatle atan, ritmi hisseden, diğerinin sınırına saygı duyan bir çiftin dansı…

Sınırlar hayatımızın dokusunda örülmüş ince ipliklerdir. Bir şeyin bitiş noktasını ifade ederken aynı zamanda yeni bir şeyin başlangıç noktası da olabilir. Sınırları kabul etmek, saygı göstermek, anlamak bireyler ve toplumlar arası ilişkilerde temel noktadır.

Bir de sınırsızlık kavramını düşünelim; özgür, engelsiz, sonsuz…

İnsan zihninin ürünü düşünceler, hayaller örneğin. Bunlara sınır konulamaz tabi ama ifade edildiklerinde sınırlar karşımıza çıkabilir ne yazık ki.

Bu sayımızda sınırsız hayal güçlerini kullanarak, “Sınır” temasının kendilerinde oluşturduğu çağrışımların peşine düşüp öyküler yazan ve bizimle paylaşan arkadaşlarımız; Canan Kuzuloğlu, Füsun Uzunoğlu, Hediye Gasımova Nar, Nurdan Atay, Nezir Suyugül, Sultan Deliklitaş, Sulhiye Bekaroğlu, Selim Hacısalihzade’ye ve Jenny Erpenbeck’in Gidiyor, Gitti, Gitmiş adlı romanının tanıtımını yapan Yasemin Pforr Sattler’a çok teşekkür ediyorum.

Keyifli okumalar ve mutlu yıllar.