“Lütfen çabuk! Son bir saatimiz! Görevliler, çookk yoğun çalıştıklarından aşırı hassaslar, hemen başımıza dikilirler.”

 

Şimdi bir soru: Yüzyıllarca sanatçılara en çok kim ilham olmuştur?

‘Tabiat’

‘Din’.

Dikkat! Kim diyorum.

‘Kadın?’

‘Evet, tam isabet! Tarih boyunca efsanevi tablolara, eşsiz şarkılara esin perisi, görkemli yapılara ilham kaynağıydılar. Karşınızda tüm haşmetiyle duran bu antik tiyatro da bir kadın, Aspendos kralının kızı Belkıs için yapıldı.’

‘Evettt, tarih öncesinden kalmayım ne de olsa!’

‘Aa, öyle mi? Demek adaşsınız! Tarihi yapıyı sonsuz sahibesiyle geziyoruz arkadaşlar!’

‘Addio Del Passato!’

‘Efendim?’

‘Mitolojik öyküsü, diyordum.’

‘Tabii, meşhur ikisini anlatacağım.’

 

Bu yapı görebileceğiniz en işlevsel en iyi tasarlanmış en eksiksiz Roma tiyatrolarından.Yalnız Anadolu’da değil tüm Avrupa ve Kuzey Afrika Roma tiyatroları içinde sahne binası ayakta kalan, en sağlam, en iyi korunmuş tek açık hava tiyatrosu. Gördüğünüz gibi tepe yamacına Yunan geleneğine uygun inşa edilmiş.

 

Dağılmayalım lütfen! Hep birlikte ilerleyelim. Şu an tiyatroya epey sonra eklenen ön cephe kapısından giriyoruz. Orijinalindeyse sahnenin iki ucundaki tonozlu paradoslardan yani antik Yunan tiyatrosundaki gibi orkestranın her iki yanında yer alan karşılıklı yollardan girilir.

 

Görüyorsunuz, seyircilerin oturduğu tribünler yarım daire şeklinde. Buna cavea, alt-üst kısmı birbirinden ayıran ortadaki derin, yatay bölümeyse diazoma diyorlar. Oturma kapasitesi kesin olmasa da 10 – 12 bin… Son yıllarda düzenlenen konserlerde 20 bine yakın seyirci aldığı da var.

 

Dikkat ederseniz, merdivenler, seyircinin kolayca yerine oturması ve dolaşması için giderek yayılan biçimde. Siz de sayın, altta 21, üstte 20, toplam 41 oturma sırası bulunuyor. En üstte gördüğünüz galerinin tavanı 59 tonozla ayakta. Gösteriler sırasında yağmurdan kaçmak için kullanıldığı düşünülüyor. Aslında mimari açıdan caveanın üst bölümünü destekleyen bir alt yapı.

 

Tribünlerin her iki tarafında, girişlerin üzerinde yer alan localar, imparatorluk ailesine ve kendilerini Roma’nın kutsal ateş tanrıçası Vesta’ya adamış kutsal bakirelere ait. Orkestradan başlayıp yukarı doğru ilk sıra senatör, yargıç ve büyükelçilere. İkinci sıra şehrin ileri gelenlerine, kalan kısımlarsa vatandaşların. Gördüğünüz gibi insanlık hiiiç değişmiyor. Hiyerarşi, her zaman her yerde! Kadınlar, genellikle yukarda gördüğünüz galerinin altındaki şu üst sıralara oturuyorlar. İlginçtir! Kombine biletin atası; üst bölümde bazı oturma yerlerinde kazılı isimler var.

 

Şimdi arkaya dönelim!  Karşınızda hiç şüphesiz tiyatronun en dikkat çekici yeri; muhteşem sahnesi. Bina iki katlı. Tamamen yığma taştan yapılmış. Alt katta sanatçıların sahneye çıktığı beş kapı. Ortada porta regia denilen büyük kapı, iki yanındaysa porta hospitales denen iki küçük kapı.  Orkestranın hizasında gördüğünüz şu küçük kapılarsa vahşi hayvanların tutulduğu yerlerin uzun koridorlarına açılıyor. Sanat ve vahşet bir arada! Ne tuhaf değil mi? Duvarlardaki nişlere dikkat! Kalan parçalardan, üçgen ve yarım daire şeklinde küçük süs çatılar yani pedimentler yapmışlar. Altlarında vakti zamanından heykeller var.

 

Yukarıda, sütunlu üst katın ortasındaki pedimentte şarap tanrısı, tiyatronun kurucusu, koruyucusu Dionysos kabartmasını görüyorsunuz değil mi? O zamanlar sahne üstünün süslü ahşap bir çatıyla kapalı olduğu düşünülüyor. Şurada gördüğünüz beyaz sıva üzerindeki kırmızı zikzak motiflerse Selçuklu döneminden Sultan Alaeddin Keykubat, Alanya Sarayı bitene dek bir dönem burada kalıyor.

 

Kusura bakmayın nefes almadan anlatıyorum, zamanımız bitmek üzere. Herkes buraya! Şimdi, tiyatronun dünyaca ünlü özelliğine, bugün hâlâ sırrı çözülemeyen muhteşem akustiğine tanık olacaksınız. Localara oturun ve hâyâl edin! Kiminiz yargıç, kiminiz senatör… En gencimizse fedakâr. Evet, sen… Lütfen bir koşu yukarıya, galerinin oraya çıkar mısın? Tamam, süper!

 

‘Sıra sanatçımızda… A, evet, Belkıs Hanım, siz buyurun! Ne de olsa tiyatro adınıza yapılmış.’

‘İnanın, çok isterdim! Lakin yeteneğimi kaybedeli yıllar oldu!’

‘Nasıl? Aman, dikkat! Düşeceksiniz! İyi misiniz? Yüzünüz kireç gibi oldu! Oturun lütfen. Jest yapmak istemiştim. Bir cümle, şiir her ne isterseniz…

‘Kusura bakmayın! Sıcak dokundu sanırım. Elimi yüzümü yıkarsam, geçer! Siz devam edin, yetişirim hemen!’

‘ Korkuttunuz beni!’

 

Nerde kalmıştık? Evet, fedakâr gencimiz, sendeyiz. Söylediklerimi tekrarla lütfen: ‘Kral kızı Belkıs benim olmalı!’ Süper! Duydunuz dil’ mi? Fısıltıyla söylememe rağmen en yukarıdan bile rahatlıkla işitiliyor.

 

‘Evet, muhteşem doğrusu.’

‘Çok etkileyici!’

‘Aman söylediklerimize dikkat edelim; yerin kulağı var, ne de olsa! Ha-ha-ha! Görevliler

yetişmeden, prensesin hikayesini de dinleyin! Sahi! Belkıs Hanım nerede?

‘Demin tuvalete gidiyordu.’

‘Neyse! O biliyor zaten!’

 

Efsaneye göre Aspendos kralının güzeller güzeli kızı Belkıs, evlenme çağına gelince ülkenin bütün soylu, kahraman, zengin bekârları sıraya giriyor. Araya en nüfuzlu kişileri sokarak prensesi isteme yarışı başlayınca sanatsever Kral, kızını Aspendos kentine en güzel en yararlı, harika eseri yapacak kişiyle evlendireceğini söylüyor. Filozoflar, eser yazmaya; heykeltıraşlar, en güzel yontularını yapmaya; şairlerse en güzel şiirlerini döktürmeye girişiyorlar. Zenginler, bütün servetlerini dökerek han, hamam, saraylar inşa ettiriyorlar. Şehir, kısa zamanda âbat oluyor.

 

Kral, en güzel en yararlı eseri bulmak için şehri dolaşmaya çıkıncaa; bir mimarın yaptığı muhteşem su kemerlerini görüyor, tamam bu, diyor: Çok faydalı çok sağlam hem de çok güzel… ki çıkınca o şaheserle zamanına göre inanılmaz sifon sistemini de gezdireceğim. Kral, kararını açıklamadan dinlenmek için yeni yapılan açık hava tiyatrosundaki locasına inmek üzere en tepeden giriyor.Yanında kimse yok. Fakat kulaklarında bir ses… Açık ve net: ‘Kral kızı Belkıs, benim olmalı! Kral kızı Belkıs, benim olmalı!’ Sahnede voltalayan adamı görünce anlıyor. Söylenenlerin sahneden ta tepeye böyle berrak gelişi onu hayran bırakınca, bu ince hesaba, ustalığa karşı kararı değişiyor: ‘Kızım, bu büyük, faydalı ve güzel tiyatroyu yapan mimarla evlenecek!’ Düğün de burada yapılıyor. Adı halk arasında “Belkıs Tiyatrosu” kalıyor.Unutmadan, tiyatroda deniz savaşlarının canlandırıldığı oyunlarda, gördüğünüz bu sahne var ya! Tamamı suyla doluyor. Böyle bir düzenek günümüz tiyatrolarında bile yok!”

 

“Vakit tamam! Lütfen boşaltalım. Yine en sona siz kaldınız!”

“Haklısınız da burası da derya-deniz… Bitmiyor ki! İki dakika lütfen! Şu Belkıs figürünü de göstereyim. Çabuk, çabuk! Herkes burada mı? İşte, Belkıs’ın ikiye bölünmüş mermer portresi. Bu da diğer rivayeti doğruluyor. Kral, iki muhteşem eser karşısında ne yapacağını şaşırınca hak geçmesin diye kızını iki parçaya bölüp iki mimara taksim ediyor.

‘O ne ya?’

‘Çok korkunç!’

‘Haklısınız! Yalnız, üstümüze kapatacaklar, bu da korkunç! Kalanı otobüste. Tuvalete gitmek isteyenler? Şanslısınız! Yenilendi.  Keşif bedeli 35 milyar, yapımı 70!.. Fotoselli musluklarımız da var ama dün akmıyordu. Su deposu koymayı unutmuşlar! Şansını denemek isteyenler?’

 

Sesler iyice uzaklaşmaya başlamış, nihayet herkes gidince bir o kalmıştı koca tiyatroda. Tiyatrosunda!.. Sahne altındaki soyunma odasına gizlenmiş, put gibi bekliyordu. Aydınlık karanlığa, mehtap sahneye merhaba deyince yavaş hareketlerle yerdeki sırt çantasını açtı. Kırılacak eşyaymışçasına içindeki elbiseyi nazikçe çıkardı. Usul usul soyunmaya başladı… Beyaz, bembeyaz, omuzları açıkta bırakan, robadan aşağısı tüllerle kaplı, uçuş uçuş elbisenin yakasında, göğüslerinin tam ortasında beyaz kocaman bir çiçek vardı. Yandaki fermuarı zorlukla kapattığında aynada son kez bakıyor gibiydi kendisine. Kan kırmızısı rujunu tazeledi, kamelyasını yokladı ve eteklerini tutarak ağır ağır yürüdü.

 

Sahnede zarif baş hareketleriyle orkestrayı, seyircileri selamlarken tir tir titriyordu. Arkasına dönerek şefe başıyla işaret verince La Traviata’nın eşsiz müziği amfitiyatroyu kapladı. Kararlı bir hareketle parmağındaki yüzüğün kapağını açtı. Vazgeçmekten korkarcasına hızla başına dikti.

 

“Ve son” diyerek ağzına boşalttı. Ünlü arya kulaklarında çınlıyordu:

 

 

Addio Del Passato  / Elveda Geçmişim,

 

Addio del passato bei sogni ridenti / Elveda geçmişin güzel hatıraları.

Le rose del volto gia sono pallenti / Yanaklarımdaki güller çoktan soldu bile.

L’amore d’Alfredo per fino mi manca / Her şeyin sonunda yine bana lazım olan tek şey Alfredo’nun aşkı!

Conforto, sostegno dell’anima stanca / Yorgun ruhuma tutunarak bir teselli bulmaya gayret ediyorum.

Conforto… Sostegno / Teselli… Tutunarak.

 

Della traviata sorridi al desio / Yolundan sapmış bu kadının hayallerine gülümse,

a lei, deh, perdona, tu accoglila o Dio! / Onu affet, cennetine kabul et Tanrım,

Tutto, tutto fini. Or tutto, tutto fini / Ah! Her şey, ama her şey sona erdi.

 

Le gioie, i dolori tra poco avran fine / Mutluluklar da acılar da çok yakında sona erecek.