Ada vapuru yandan çarklı,
Bayraklar donanmış cafcaflı.
Simitçi, gazozcu, kahveci…

“Ooo, Taciser Hanım, pek keyiflisiniz maşallah; ne güzel! Şarkınız ta uzaklardan doluyor kulaklara.”
“Aa, merhaba Tahsin Beycim; nasılsınız?”
“Nasıl olalım Taciser Hanımcım, müzelik olduk. İdare edip gidiyoruz, işte!”
“Öyle demeyin efendim, her yaşın bir güzelliği var elbette, konuşuruz bir ara… Şimdi bana müsaade, malum herkes işe yetişme derdinde. Kaptan da gaza basıp duruyor, sabah sabah…”
“Müsaade sizin Taciser Hanımcım. Bizde de aynı dert lakin yakında kurtuluyorum, inşallah. Özletmeyin kendinizi… diyorum da duyan kim? Uçup gitti bile. Kulaklarımda sesinin tatlı nağmeleri:
Şinanay da yavrum şina şina nay,
Hopa şina, şinanaynay, şinanaynay, nay, nay…”

Vay, zamanının Filinta Tahsin’i, vay! Şu işe bak yahu! Yeni başladığımda, tesadüf karşılıklı gidip geliyorduk. Yakışıklılığından başında kavak yelleri eserdi, duman duman. İlk karşılaşmamızda, yanımdan geçerken attığı bakışı hiç unutmam. Biraz merak, biraz hayranlık, ama çokça kibir vardı. Ooo, yenisiniz galiba, hayırlı, uğurlu olsun deyip, geçip gidivermişti yanımdan. Hey gidi günler, hey! Şimdi müzelik olduk diyor. Doğruymuş demek duyduklarım. Hayat işte! Zaman mı demek lazım, yoksa? Hiçbirimiz karşı koyamıyoruz da yine sen iyisin kızım hadi! Kurtardın paçayı, şimdilik! Şansın yaver gitti yine, tam zamanında geldi şu yenilenme işi. Yaş, Tahsin Bey’in yarısı. Operasyon sonrası üstüne bir on beş-yirmi daha koydu muyduk, bir yirmi yıl daha sahnelerdeyiz demek. Yaşasın! O yaka senin, bu yaka benim; seyri sefer ederiz.
Amma da neşeli, maşallah! E, neden olmasın ki daha yirmisinde, tabii. Benim gibi karta kaçmış değil ki! Gerçi o da orta yaşları buldu amma mihrap yerinde hâlâ. Nasıl da güzeldi ilk gördüğümde. Çarpılmıştım. Daha yeni yetmeydi ama bakışları iyi yakalamıştı beni hınzırın. O zamanlar serde gençlik var, burnumuz Kaf Dağında… Yaş farkımız hep engel oldu bana, ona açılmamda. Şarkılara sardık biz de sevdamızı:
Seni sevda çiçeğim tac-ı serim,
Bilemezsin ne kadar çok severim.
Bunu her gün sorar tazelerim,
Söyle kalbinde var mı yerim?

Söylediğimiz şarkılar bile yaş farkımıza vurgu sanki! Hadi bakalım Tahsin Bey, yolcu yolunda gerek. Fena mı işte! Bak, artık bir o yaka, bir bu yaka gidip gelmek yok! Düşecekler yakandan. Sabit bir yerin olacak. Millet ayağına gelecek. Hem gece çalışmak da yok! Olsa olsa hafta sonları yoğun olursun, o kadar! Hava kar kış olsa bile azgın dalgalara karşı bedenin siper etmek de yok! Asude sularda sür Haliç’in, karlı Piyer Loti’nin keyfini. Hem ne demiş atalarımız: Her işin hayırlısı! Bizim için de hayır bundadır demek. Jilet olmaktansa şükretmeli yine de! Gemimizi yürütemesek de namımız yürüyecek belli ki hem de faideli bir işle. Haydi, artık karartma gönlünü öyle! Ara sıra Taciser de gelir yandaki bakımevine, iki laf eder, hasret giderirsin işte!
***
“Tahsin Bey, Tahsin Bey, günaydın!”
“Ooo, günaydın Taciser Hanım. Ne çok oldu görüşmeyeli, di’l mi? Özlemişim sizi. Hayrola, ne yapıyorsunuz burada, sabah sabah? İyisiniz inşallah?
“İyiyim, iyiyim! Daha da olacağım! Bugün operasyon günüm. Yaklaşık 5-6 ay komşunuzum. Çok da heyecanlıyım. Bakalım sonuç nasıl çıkacak? Dua edin lütfen! Her şey yolunda gitsin. Hiç merak etmeyin, operasyon sonrası kendinizi tanıyamayacaksınız, gençliğiniz geri gelecek, deniyor ama gel de kalbime anlat. Marmara’nın azgın dalgaları gibi! Aslında her ameliyat bir risk taşıyor, di’l mi efendim?”
“Merak etmeyin Taciser Hanım, burası konusunda ünlü ve mahir bir yer. Sonuçları yakinen görüyorum, gayet başarılı. Her şey yolunda gidecektir, mutlaka. Hem ben de burada yanı başınızdayım. Bir şeye ihtiyacınız olursa, çekinmeyin lütfen! Elimden geleni yaparım. Hiç endişelenmenize gerek yok, rahat bırakın kendinizi. Neler yapılacağını anlattılar mı size?”
“Anlattılar da ben ne kadar anladım orası şüpheli! Hep yabancı terimler; biraz botox, biraz liposuction, biraz germe, biraz kalıcı makyaj gibi işte, ne bileyim? Ortaya karışık bir durum anlayacağınız. Kaş yapayım derken göz çıkarmayalım da inşallah. Ama bu riski almaktan başka çarem de yok hani. Yoksa işin ucunda müzelik olmak var. Ay pardon, yanlış anlamayın lütfen, size çok yakışmış inanın da hani ben biraz daha koşturabilirim diye düşünüyorum. Neyse, neyse, çenem düştü yine. Çok meşgul ettim sizi. Randevuma geç kalmadan gitsem iyi olacak. Desteğiniz için çok teşekkür ederim. Daha buralardayım epey, yine görüşürüz inşallah!”
Ya küçük hanım, böyledir işte! Paniklettirir yaşlanma korkusu, olmadık işler açar başa. Bıçak altına bile yatarsın da sonrası Allah kerim. İnşallah umduğunu bulursun bakalım. Deseler ebedi gençlik var bu ameliyatta, ister miydin, bilemedim doğrusu. Oysaki sen benim için her halinle güzelsin Taciser Hanımcım, hep de öyle kalacaksın.
“Tahsin Bey, Tahsin Bey, merhaba! Gününüz aydın ola!”
“Sizin de hanımefendi. Tanışıyoruz galiba, sesiniz hiç yabancı gelmedi de… çıkaramadım bir anda; kusuru bakmayın lütfen.”
“Aşkolsun Tahsin Beycim, o kadar mı tanınmaz haldeyim, ayol? Taciser ben!”
“Aman Taciser Hanım, ne demek, efendim, ne demek? Bu ne güzellik? Yanlış anlamayın sakın, siz benim için her daim güzelsiniz de bir anda tanıyamadım işte, yaşlılığıma verin artık!”
“A, olur mu hiç öyle şey Tahsin Beycim? Sargılar açıldığında ben bile tanıyamıyordum kendimi neredeyse, sizin tanımamanız gayet normal.”
“Sağ olunuz. Gözünüz aydın bu arada, sonuç mükemmel anlaşılan, ne dersiniz?”
“Evet evet! Korkularım yersiz çıktı, sonuç gerçekten mükemmel. Hatta bugün işe bile başlıyorum. Heyecan bastı yeniden. Uzun aradan sonra, sorun çıkmaz umarım. Kendi telaşımdan hatırınızı sormayı unutuyordum az daha. Kusura bakmayın lütfen. Siz nasılsınız, nasıl gidiyor işler? Keyfiniz yerindedir umarım. Şu an gayet iyi görünüyorsunuz maşallah. Size de hiç uğrayamadım ya, neyse; çalışmalar çok yoğundu da… Şimdi bana müsaade lütfen; yarım saat sonra Kadıköy’de olmalıyım. Yine görüşürüz Tahsin Beycim, merak etmeyin, sıkça uğramaya çalışırım.
Ada vapuru yandan çarklı,
Bayraklar donanmış caf caflı…”

Pes doğrusu! Bu nasıl yenilenme? Gözlerime inanamadım yahu! Sil baştan olmuş sanki. Bir ses kalmış, tanıdık. Haydi bakalım hayırlısı, Taciser Hanım, yeniden doğuş ha! Başında kavak yelleri esiyor valla. Ah gençlik ah, nelere kadirsin. Sense her gün buyurun lütfen, bu pavyonda Şirket-i Hayriye’nin kuruluş layihasını görebilirsiniz sözleri arasında tükenip gidiyorsun. Durgun sularda dura dura iyice duruldun Tahsin Efendi! O ise engin suları köpürte köpürte gitmekte. Nasıl olacak bu vuslat, ha, nasıl?
***
“Taciser Hanım, Taciser Hanım, sizsiniz değil mi? Merhaba! Hay Allah! N’oldu size, böyle?”
“N’olacak Tahsin Bey? Gördüğünüz gibi perişanlık. Sandım ki bir kerede oldu da bitti maşallah. Meğer bu operasyonların ara ara tekrarlanması gerekiyormuş. Dayanabilene aşk olsun. Gençleştiriyoruz diye dayamışlar makyajı. E, tamam da kardeşim, zarfı güzel ettin de mazruftan ne haber? Dışının güzelliğine kapılan sanıyor ki içeride yatıyor bir aslan. Bizim memleketin halleri işte. Kaçamıyorsun çarpık işlerden.”
“Nasıl yani?”
“Nasıl olacak? Sizin anlayacağınız altı kaval üstü şişhane. Motor eskiyince ne etsin ki kaş-göz düzelip de? Neticede bu bir güç işi… Görüntüye bakıp da sanınca on beş-yirmilik seni, tabii ona göre veriyorlar islimini. Sen de kaptırınca kanıp da zarfına kendini, a, bir de bakmışsın ki olmuşsun tık nefes! Haydi bir iki ayak uyduruyorsun da nereye kadar, canımın içi? Akşam yattığın yeri bilmiyorsun, bir de ertesi sabahı var bu işin. Velhasıl Tahsin Beycim sen seni bil sen seni, sen seni bilmez isen patlatırlar enseni, diyesim geliyor da kendime, neyse! İnanın, müzelik olmaya razıyım. Baktım olacak gibi değil hasta numarasına yattım. Hiç olmazsa gelir burada biraz dinlenir, hem de sizinle yarenlik ederiz, dedim.”
“Hay Allah, Taciser Hanım! Ne diyeyim, geçmiş olsun! Kısa zamanda düzelirsiniz inşallah (da yalan valla yalan! Bu haline bile razıyım, gelip kalsan yanı başçığımda). Sıkmayın canınızı artık. Ne demiş atalarımız: Her işin hayırlısı. Vardır bunda da bir hayır. Haydi, gelin size bir şarkı terennüm edeyim, keyfiniz yerine gelir belki:
Seni sevda çiçeğim tac-ı serim,
Bilemezsin ne kadar çok severim.
Bunu her gün sorar tazelerim,
Söyle kalbinde var mı yerim?”

(Lütfen Allahım, ama lütfen! Ne kadar güzel bir isim değil mi? “Taciser Gemi Müzesi” dense de bitse şu hasretim, vuslata erse kalbim? Ha Rabbim?)