Zorlu geçen kış mevsiminden sonra erken gelen dayanılmaz sıcaklar.
Üzerinde kiraz ağacı yapraklarının gölgeleri oynayan geniş sedire uzanan genç kız.
Ancak bu sabah tedirgin.
Bedeninden doğan kızıllığın ürküntüsünü yaşamaktadır.
Annenin yatıştırıcı sözleri, hatta sevinçli…
Belirsiz, şüpheli, sorgulayıcı bir rahatlama…
Güven.
Fakat merakın yükselmesi…
Tuhaf duyguların hafif, serin esintinin getirdiği çiçek kokularıyla dağılması…
Aydınlık, ışıklı bir sabahın ilk saatleri…
İçinde tarif edemediği bir sevinç…
İçilen ıhlamur şerbetinin damakta kalan tadı…
Komşu, dost ülkeden ziyarete gelen genç prensin hayali…
Dalgın bir düşünce zihnin kıvrımlarında yol almakta…
Babasının onu oğlu gibi değerli bulması…
Becerikli, akıllı, cesur, yakışıklı prens herkesin dilinde…
Güreşte, koşuda, at binmede, ok atmada üstüne yok.
Dayanıklı, güçlü…
Rakiplerine hoşgörülü.
Merhametli.
Güler yüzlü.
Genç kız her gösterisinin gönüllü takipçisi.
Heyecan içinde.
Sadece O mu?
Herkes O’nu görmek, elini tutmak, omzuna dokunmak için yarış halinde.
Bilhassa genç kızlar.
Halkın tüm sevgi ve ilgisi onun üzerinde.
Prens çok mutlu. Kral da…
Her mutluluk bir gün sona erer derler.
Kader cilve yapar. Oyun oynar.
Önüne geçilemez.
Yılların ardından kara bulutların karanlık gölgesi ülkenin üstüne aniden çöker.
Ülke şaşkındır beklenmedik bir haberle.
Amcasının genç, güzel eşi aniden ortadan kaybolmuştur.
Aramalar sonuç vermez.
Sanki yer yarılıp içine girmiştir.
Hiçbir iz bulunamaz.
Üzüntü yerini kısa zaman sonra derin bir meraka, arkasından gelen öfkeye bırakır.
Büyük telaşın yarattığı bilinmezlikle, içinden deniz geçen dost ve komşu ülkenin savaş sanatlarında deneyim kazanması, görgü ve bilgisini artırması için gönderdiği yakışıklı prensin de sırra kadem bastığı başlangıçta fark edilmez.
Komutan kral iz süren arama gruplarından birinin başına misafir genç prensi geçirmek istediğinde…
Prens bulunamaz.
Her yer aranır.
Nafile…
O’nun da kaybolduğu anlaşılır.
Genç kraliçe, yakışıklı prensle birlikte yok olmuştur.
Aynı gün içinde…
Tüm ülke karanlıklar içinde yasa boğulmuştur.
Çok kısa sürede insanlar ifade edemedikleri bir şeyin farkına varır. .
Şaşkınlığın yerini sorgulama alır.
Arkasından şüpheler artar.
Derin bir öfke yükselişe geçer.
Zaman geçtikçe intikam duyguları doruğa çıkar.
Hedef belli olmuştur.
Biri denizde, diğeri karada güçlü iki kardeşin ordusu birleşecektir. Dost sandıkları ülkeye, kaybolan daha doğrusu kaçırıldığı ya da kaçtığı tahmin edilen genç kraliçeyi geri getirmek, iyi niyetlerine ihanet eden genç prens ve ülkesinden intikam almak üzere, ölümcül bir sefer düzenlenecektir.
Cengâverler deniz yoluyla taşınmasının intikam sürecini kısaltacağı düşünülmektedir…
Hazırlıklar vakit yitirilmeden başlar.
Kılıçlar bilenir, mızraklar sivriltilir, baltalar hazır edilir, kalkanlar berkitilir, tolgalar parlatılır…
Donanmayı takviye etmek için yeni gemilerin yapımına hız verilir.
Hazırlanan büyük donanmanın taşıdığı muazzam orduyla acımasız bir saldırı yapılacaktır.
Yaz başında hazırlıklar eksiksiz tamamlanmıştır.
Yelken açmak için uygun bir rüzgâr beklenmeye başlanır.
Günler geçer yaprak kıpırdamaz.
Beklenen rüzgâr bir türlü gelmez.
Adaklar adanır.
Tütsüler yakılır.
Rüzgâr tanrıçasına çifte boğalar kurban edilir.
Nafile.
Deniz çarşaf gibidir.
Gölgeye asılan çamaşırlar bile kurumaz.
Sonunda tapınağın yaşlı kâhininden yardım istenir.
Tapınakta yeniden tütsüler yakılır.
Yedi gece mehtaba karşı dualar edilir.
Kâhin, tanrıçanın daha büyük bir kurban istediğini bir hafta sonra seher vakti Komutan-Krala bildirir.
Genç bir bakiredir tanrıçanın istediği…
Ve kurban kralın kızıdır.
Üstelik kızın babası bizzat kurbanın canını alacaktır.
Bu acımasız arzu da tanrıçanın isteğidir.
Güzeller güzeli biricik kızının acısı yüreğine çöker Kralın.
Bir tarafta kardeşinin hayat arkadaşı, diğer yanda canının bir parçası narin kızı.
Üç kader tanrıçasına lanet okur. İplik çok kısa kesilmiştir.
Lakin ilenme boşunadır.
Karar verilmiştir bir kere.
Yüzü gölgelenir Kralın.
Karalar bağlar.
Yemeden içmeden kesilir.
Durgun ve dalgındır.
Suskundur.
Geceleri kâbuslarla uyanır.
Vara yoğa sinirlenir.
Şarap ona sakinleştirmez.
Ordu toplanmıştır.
Gemilere savaş gereçleri yüklenmiştir.
Rüzgâr çıktığı anda asker gemiye binecektir.
Fakat rüzgârı beklerken sabırlar tükenmektedir.
Vakit geçmektedir.
Hareket için karar verilmesi gerekmektedir.
Kral-Komutan ve kardeşi suskundur.
Geri dönülmez bir karar olacağını bilmektedirler.
Sabırla abisinin harekete geçmesini bekler.
Kral kurban töreni öncesi rüzgârın çıkmasını ümit etmektedir.
Gönlü razı değildir biricik kızının canını almaya.
Rüzgâr çıkmaz. Kâhinin dediklerinin yerine getirilmesinden başka çare yoktur.
Kızına, rüzgâr tanrıçasının adağı olarak seçildiğini söylemek kurban etmekten daha zordur.
Günlerce düşündükten sonra çok acı vermeden, bir anda canını alacak söğüt yaprağı bir hançeri en usta demirciye yaptırır.
Göz kamaştıran bir parlaklıktadır.
Kıldan ince, kılıçtan keskindir.
Tüy gibi hafiftir.
Kurban ete girdiğini hissetmez.
Bir şartı vardır.
Kurban canını verirken çığlık atarsa ustanın boynu vurulacaktır.
Bakire acı duymadan canını vermelidir.
Yaşlı usta bunun güvencesini verir.
Kurbanın yüzündeki ifadede korkunun izi olmayacaktır.
Sakince bekleyen bakire, tanrıçanın isteğine tevekkülle boyun eğmiş olacaktır.
Bir seher vakti hizmetçiler genç kızı ıtırlı sularla yıkarlar.
Güzel kokular sürerler.
Göz alıcı pembe, beyaz teninde zeytin ağacının gölgesi…
Üzerinde ak ipekten bir giysi…
Altın sarısı saçları fildişi taraklarla taranır.
Annesi saçlarını iki örgü halinde omuzlarına bırakırken göz yaşlarını saklamakta zorlanır.
Başına, çiçek açmış körpe defne dallarından bir taç konur.
Sonsuz yolculuğa çıkmaya hazırdır.
Sevinçlidir. Yerinde duramaz.
Babasıyla kutsal dağa rüzgâr duasına gidileceği söylenmiştir.
Çünkü kâhin, bakire kızının duasına ihtiyaç olduğunu söylemiştir.
Bakireye böyle denecektir. Denmiştir.
Dağa vardıklarında güneş bütün haşmetiyle doğmuştur.
Aydınlık göz kamaştırmaktadır.
Havada tek bulut yoktur.
Sabah serinliği kaybolmak üzeredir.
Yaşam sevinci güneşle birlikte hissedilmektedir.
Baba kız dağa çıkmaya başlarlar.
Yorulmuşlardır.
Terlemişlerdir.
Keçi derisi mataralardan dudaklarını ıslatırlar.
Hiç konuşmazlar.
Sonunda tepeye ulaşırlar.
Kız nefeslenmek üzere bir taşın üzerine uzanır.
Kalbi deli gibi çarpmaktadır.
Soluk soluğa kalmışlardır.
Kral kızına arkasını döner.
Yüzüne bakamaz.
Büyük acı içindedir.
Kaderine lanet eder.
Lakin O acımasız yargıç yakasını bırakmamaktadır.
Duruşunu değiştirip kızına bakamaz.
O’nu masum güzelliğiyle hatırlamak istemektedir.
Zaten görevini yerine getirirken gözlerini kapatacaktır.
Hançerin hedefini bir defada bulması için dua etmektedir.
Elinin titremesi, hedefi ıskalaması af edilemez bir yanılgı olacaktır.
Kız ısınan taşın üzerinde yatmaktadır.
Gözleri kapalıdır.
Kır çiçeklerinin rayihası arıları harekete geçirmiştir.
Etraf vızıltı içindedir.
Özgürce uçanlardan biri kızın başındaki defne tacının çiçeğine konar.
Kız tedirgin olmasına rağmen kıpırdamaz.
Onun çiçek özüne geldiğini bilir.
Kısa bir süre sonra kanat çırparak uzaklaşır.
Sonra bir diğeri…
Yattığı taşın altından gelen bir sese kulak kabartır.
Görmez fakat bilir.
Küçük bir kertenkele yiyecek aramaktadır.
Babası gözünde yaşlarla kızına doğru döner.
Kız gözleri kapalı yatmakta, göğsü yavaşça inip kalkmaktadır.
Aldığı son nefeslerdir.
Kral belinden çıkardığı hançeri yukarı doğru kaldırır.
Bu zorlu görev için kahredici düşünceler içindedir.
Dişleri kenetlenmiş, dudaklarını kanatırcasına ısırmaktadır.
Konuşamaz.
Söylenecek ne vardır ki…
Dağa çıkmalarının esas nedenini bilmez kızı.
Kralın gölgesi kızın üzerindedir.
Kral hamle yapmak için eğilince…
Gün ışığı parlak hançerden bir an için kızın yüzüne yansır.
Kız birden gözünü açar.
Babası baş ucundadır.
Elinde bir şey parlamaktadır.
Gözleri kamaşmıştır, bir şey göremez.
Ne olduğunu anlamaz.
Parlaklık kendine doğru yaklaşırken kaybolur.
Son gördüğü göğsüne yaklaşan ince bir gölgedir.
Bıçakla birlikte kızının üzerine kapanan baba.
Kızdan bir ses çıkmaz.
Duyulan çığlık kızından değildir.
Sıcaklığı gittikçe azalmaktadır.
Sonunda ayağa kalkar.
Kızı yoktur artık.
Lâkin kanı vardır kralın üzerinde.
Tarifsiz acılar içinde, perişan göz yaşlarıyla saraya döndüğünde şu düşünce beynini kemirmektedir:
Öfkenin büyüttüğü acı mı daha büyük, yoksa acının tohumladığı öfke mi?
GÜNLER GEÇER, BEKLENEN RÜZGÂR ÇIKMAZ.
x x x x x x x x x x x x x x x x x x x x
(*) Kurban edilen bakire ( İ ),
Bakirenin annesi ( C )
Kızını kurban eden baba ( A )
Karısı kaybolan kral ( M )
Kaybolan genç kraliçe ( H )
Kaybolan prens ( P )