İki köyün arasına çekilmiş uzun duvarın kavgası sürmeye devam ediyordu. Yukarı köyün gençleri otuz yıl önceki davanın artık bitmesi, duvarın yıkılması gerektiğini bağırarak anlatıyordu köy heyetine. Yıkmak için gece baskın yaptıklarında on yedi yaşındaki Musa’nın vurulmasından sonra sesleri iyice yükselmişti. İleri gelenler bunun söz konusu olamayacağını, ısrar ederlerse öldürmeyi dahi göz alacaklarını bir kez daha sert dille anlattılar. Onlar var oldukça yıkılmayacaktı bu duvar. Hatta yanlarına çektikleri gençleri sabah akşam bekçiliğe diktiler.

Aşağı köyde ise tam tersine bir durum vardı. Orada yaşlılar yıkmak, gençler ise korumak için mücadele veriyordu. Gençler, köylerinin sahip olduğu mavi elmira çiçeklerinin paylaşılmaması gerektiğine, bunların arılar için sarılardan çok daha verimli olduğuna inanmışlardı. Yukarı köydekiler ise aksini savunmaktan geri durmadılar. Mavi ve sarı elmira çiçekleri. Tüm kavganın nedeniydi bu güzelim çiçekler.

Otuz yıl önce keşfedilmişti bu çiçeklerden elde edilen balın neredeyse mercimek büyüklüğünde tek sefer kullanılmasının tüm ilaçlardan daha etkili olduğu. Sonunda iş öyle bir inada bindi ki iki renk çiçeğin yetiştiği alana bir duvar ördüler. İşte Musa’nın vurulmasına neden olan duvar da buydu. İki tarafın köylüleri, çiçekleri birçok kez başka yerlere dikti ama onlar duvarın iki yanında bitmeye devam etti. Nereye diktilerse öldü. Çiçekler de köylüler kadar inatçı çıktı.

Arılar ise sınır tanımadan bir o yana bir bu yana vızıldıyor, istedikleri çiçeğe konmanın keyfini sürüyorlardı. Bunun üzerine iki köyde arı savaşları başladı. Arı kovanları çiçeklerin arasına özenle yerleştiriliyor, arıcılar bu bitki örtüsü arasında balerin narinliğinde dolaşıyorlardı. Tek dertleri sınır tanımayan arıların diğer tarafa geçtiklerinde yakalanmalarıydı. Arıları esir alıyordu köylüler. Evet yanlış okumadınız. Arıları kendi taraflarında tutma mücadelesi, arı tutsaklığına kadar gitmişti. Akıl almaz ne yöntemler geliştirmişlerdi. Anlatsam kimse inanmaz.

Musa’nın yaraları iyileştikten sonra durgunlaştığı köylülerin gözünden kaçmadı özellikle çocukluk arkadaşı Hasan’ın. Artık ne duvardan ne sınırdan bahsediyordu. Duvarın karşısına geçip oturuyor uzun uzun sanki gözleriyle duvarı delip geçecekmiş gibi bakıyordu. Hasan fırtına öncesi sessizlik bu dedi abisine.

İki köyün etrafından dolanan akarsu da duvar yetmezmiş gibi zalim bir sınır çizmişti. Bu coşkun suları yarmak isteyen ama suyun içine çektiği insanlar yüzünden artık suya girmekte yasaktı. Girdaplar oluşturan suyun ne yapacağı hiç belli olmuyordu. Sakinliğine kanan kaç kişi aniden oluşan girdaplarda yok olup gitmişti. Musa’da on beşinde girdaba kapılmış ama Hasan’ın abisi çekip çıkarabilmişti onu. Şimdi böyle sessizliğe bürünmesi hepsini korkutuyordu.

Musa, bir sabah daha horozlar ötmeden gün ışımaya yüz tutmuşken üzerine bir kova bal döktü -bu bal kendi topraklarındaki sarı elmira çiçeklerden üretilmişti- Esir tuttukları arıların kovanını açtı. Bunu gören annesi çığlık çığlığa tüm köyü uyandırdı ama çok geç kalmıştı. Arılar Musa’nın tüm vücuduna yapışmış onu arı adama çevirmişti. Görüntü korkunçtu. Sadece gözlerini ve ağzını koruma altına almıştı Musa. Kimse yaklaşmasın diye bağırdı. Onlarla aramda bir bağ var.

Gerçekten de bir süre sonra arılar yavaş yavaş Musa’dan uzaklaşıp duvarın diğer tarafına uçtular. Annenin ağıtları arasında Musa biraz önceki olay hiç yaşanmamış gibi yine duvarın karşısındaki sandalyesine oturdu. Yaşananların gerçekliğini sorguluyordu şaşkın köylüler. Musa’nın vücudunda ne şişlik ne acı vardı. Günler geçtikçe bu yaşananlar tekrarlandı ve herkes için sıradan bir olay haline geldi. Musa gerçekten de arıları eğitmiş gibi onları üzerine döktüğü balla besliyor arılar aşağı köye uçuyor, bir süre sonra geri dönüyordu. Musa onları yuvalarına davet ediyormuşçasına kovanlarına sokuyor ve onlarla konuşuyordu. Aşağı köydekiler ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Günün birinde yukarı köyden hastalanan birine sınır ötesinden gelen arıların yaptığı baldan yedirdiler. Adam zıpkın gibi yatağından fırladı. Önce nasıl olduğunu anlayamadılar sonra Musa’nın yanına koştular. Arılar mavi elmira çiçeğinin balını taşımıştı. Bu kez de iyileşen adamda bir tuhaflık olduğunu fark ettiler. Adam uyuyamıyordu. Bal hastalığı iyileştiriyor ama başka bir probleme neden oluyordu. Günlerce ne olduğunu düşündüler bulamadılar.

Ben köye geldiğimde iki köy inatçılıklarını sürdürüyordu. Hikâyelerini dinledim. Köylüleri tarafsız bölgede topladım. Yaşımdan, eğitimimden, bilgimden saygıları çoktu biliyordum sonuçta bu köyden -ki o zaman duvar yoktu- çıkmış yurtdışında uzmanlaşmış şimdi emekli olup dönmüştüm. Arıları strese soktuklarını anlattım. Onlar da bizler gibi sınırlara, duvarlara tepki veriyordu. Doğal ortamları bozuluyordu. Yukarı köyün yaşlıları, aşağı köyün gençleri itiraz etti. İstedikleri bal için duvarı yıkmaları gerekiyordu ne yaparlarsa yapsınlar iki yarım bir etmeyecekti.

İşte, tüm dünyanın gözü üstünde olan, başka bir yerde elde edilemeyen bu bal duvar yıkıldıktan sonra özgürce uçuşan, stressiz yaşayan arıların balı. Neyse ki sınır tanımayan arılar var ve onlar sayesinde duvarlar yıkılabiliyor.