Aklınıza şaşarım. Dört duvar arasında sessiz kalacağımı bekliyordunuz değil mi? Avucunuzu yalarsınız. Beni susturacak yiğit anasından doğmadı. Fikirlerimi yayacak arkadaşlarım var. Siz onları görüyor, biliyor ve tanıyorsunuz. Lakin önem vermediğiniz dostlarım vasıtasıyla sizin umursamaz halinizden yararlanıyorum. Bana asla engel olamayacaksınız. Zamanı geldi. Başlıyorum.

Havalandırmada gördüğüm serçeler en hızlı ulaklarımdır. İlk mesajımı onlarla yolladım. Güvenli ve seri. Dikkati çekmemek için şarkı söyler gibi düşüncelerimi söyledim. Küçük dostlarım hemen kanatları arasına yerleştirdiler. Telaşla uçup bir çırpıda gideceği yere ulaştıracaklar. Bayılıyorum onlara.

Geçende, hücreme nereden girdiyse, bir sivri sinek beni ziyaret etti. Kovalamadım. Kolumdan kan emerken yaklaşıp kulağına fısıldadım düşüncelerimi. Karnı doyunca ayrıldı. Bu iyiliğimi unutmaz inşallah. Yolun açık olsun.

Bir sabah hücremin tavanında bir köşeye yuva yapmış örümceği görünce nasıl sevindim, bilemezsiniz. Haber ağları gibi yuvasını saran ince tellere mesajımı bıraktım. Şimdi incitmeden, dikkatle yerinden alıp yemek tepsisinde boş bir tabağın altına bırakmak işten bile değil. Onu seviyorum.

Yemeklerden artan ekmek kırıntılarını biriktiriyorum. Havalandırmaya çıkarken demir kapının köşesine, yere bırakıyorum. Ümitle minik arkadaşlarımın gelmesini bekliyorum. Sağ olsunlar bir hafta içinde onlarcası geldi. Her birini dikkatle elime alıp nazik bir şekilde gerekeni söylüyor, gideceği adresi veriyorum. Sabırla dinleyip kalender bir eda ile yollara koyuluyorlar. Sessiz, güvenli, dikkat çekmeyen postacılar… Onlara minnettarım.

Geçtiğimiz hafta avluda bir çekirge gördüm. Yavaşça yaklaşıp uzun antenlerine yüklü mesajlar bıraktım. Sabırla yükünü aldı. Yerine hızla varması için yavaşça ürküttüm. Üç zıplayışta beton avluyu üstten kapatan tel örgünün küçük deliklerinden dışarı çıktı. İnşallah antendeki bilgiler tellere takılmamıştır.

Karasinekleri bu kadar seveceğim kimin aklına gelirdi? Cüssesine göre oldukça geniş kanatlarına epeyce mesaj bıraktım. İtiraz etmeden aldılar. Küçük mesafeleri çabucak aşarak görevlerine yerine getireceklerini biliyorum. Teşekkürler.

Leyleklerin göç zamanı, avluda dolaşırken avazım çıktığı kadar bağırarak mesajlarımı ilettim. Gören deli zanneder. Zaten son zamanlarda görevliler bana bir tuhaf bakıyorlar. Baksınlar, hiç önemli değil. Sakince uçan göçmenler mesajlarımı mutlaka almışlardır. İyi yolculuklar arkadaşlarım. Beni mahcup etmeyeceğinizi biliyorum. Yolunuz açık olsun. Seneye görüşürüz.

Aklımdaki yazarların adını veriyorum. İdare onların kitaplarını temin ediyor. Fakat kağıt, kalem yok. Şimdilik zihni melekelerim yerinde. Lisede edebiyat kolundan, üniversitede sosyal bilimler fakültesinden mezun olduğum için ezber yeteneğim fena değil. Yaşım ilerledi. Her bilgiyi iki defa okuyup aklımda tutmaya çalışıyorum. Okuduklarımı tekrar edip kitapla karşılaştırıyorum. İyi durumda sayılırım.

Kış çok soğuk geçti. Arkadaşlarımı pek fazla göremedim. Onlarda korunaklı yerlerde bekliyor olmalılar. Avluya seyrek çıkıyorum. Pek fazla durmuyorum. Kısa bir yürüyüşten sonra hücreme dönüyorum.

Bir gün tuvaletin deliğinde bir pıtırtı duydum. Kulak kabarttım, evet bir takım sesler geliyordu. Küçük, sevimli bir lağım faresi. Başını çıkarıp kulaklarını dikmiş etrafı kolaçan ediyordu. İşte dedim, bir arkadaş daha. Üstelik kimse ona dokunamaz. Çünkü dokunmaya cesaret edemez. Onların yaşadığı yer herkesin midesini bulandırır. Yavaşça yaklaştım. Ürktü, delikte kayboldu. Dikkat ettim, kulakları kocamandı. İyi bir dinleyici olmalı, diye düşündüm. Bir daha çıktığında uzun süre dışarda kalmalıydı. Deliğin çevresine yiyecek koymalı ki onları yerken ben de diyeceklerimi rahatça söyleyeyim. Sonra düşündüm ki onlar bir ucu denize açılan kapalı mekânlarda yaşarlar. Dış alemle temasları yoktur. Boşuna zaman kaybı olacak, ümitlerim boşa gidecekti. Vazgeçtim.

Sonunda bahar geldi. Her havalandırmada arıları görmeyi umut ediyordum. Antenleri kısa ve güçlüdür. Yoğun bir taşıma yeteneğine sahiptirler. Sonra düşündüm, onlar çiçekten çiçeğe konarlar. Avluda hiç çiçek yoktu. Artık yolunu şaşıran bir arıyı bekleyecektim. Sonunda bir havalandırma gününde beklediğim arıyı gördüm. Çok hızlı uçuyor, bir yere konmuyor, sürekli yer değiştiriyordu. Mesajları dinleyebilmesi için bir yere konup hiç olmazsa bir kaç dakika sakince durması gerekiyordu. O gün hiç mesaj iletemedim. Hücreme dönünce bir çare düşünmeye başladım. Mutlaka arılarla bir ileti göndermeliydim. Ertesi sabah kahvaltıda verilen reçelin tamamını mendilime sürdüm. Havalandırmaya çıkınca mendilimi kurutuyormuş gibi güneşli bir yere yayıp beklemeye başladım. O gün şansım yaver gitmedi. Arı görünmedi. Yılmadım. Her havalandırmada tekrarladım. Bir hafta sonra  mendilime bir arı kondu. Hemen yaklaşıp konuşmaya başladım. Sanki beni dinliyordu. Sakince yemeğini yemeye devam etti. İki antenine oldukça yüklü, kıymetle mesajlar bıraktım. Karnı doyunca uçtu gitti. İyi yolculuklar.

Yaz mevsiminde havalar çok sıcak gidiyordu. Geceleri binanın dışındaki ağaçlara yuva yapan ağustos böceklerinin cayırtısı hücreme kadar geliyordu. Fakat gece havalandırması yoktu. Onlarla mesaj göndermem olanaksızdı. Acaba gündüz çıktığım havalandırmada ağaçlara doğru dönüp fısıldayarak mesajlarımı söylesem yerine ulaşır mıydı? Bilmiyorum. Denemem gerekiyor. Ne kadar çok iletişim aracı kullanırsam o kadar yararlı olabilirim. Bir hafta boyunca her havalandırmada ağaçların olduğu bölgeye dönerek fısıltıyla mesajlarımı oluşturdum. Sonra o mesaj bulutunu ciğerlerimdeki tüm havayla seslerin geldiği yöne doğru üfledim Artık ne kadar etkili olur bilemem. Ama ben vazifemi yaptım. Bundan sonrası, eğer kulaklarına gittiyse onların sorumluluk alanına giriyordu.

Sayın Müdür bey, on üç numaralı hücrede kalan D-917 sicil numaralı misafirimizde son bir yıldır garip haller gözlemliyoruz. Avluya çıktığında havaya bakıp bazen sakin bazen neredeyse öfkeli biçimde, yüksek sesle nutuk atıyor. Duvar diplerini eğilip böceklerle, hücresindeki karıncalarla konuşuyor. Kuşlara el sallıyor. Yolunuz açık olsun diyor. Önceleri bir mana veremedik. Kamera görüntüleri mevcut. Bu garip hareketlerine son zamanlarda banyo yapmayı savsaklaması da eklendi. Talimatınız üzerine hal ve hareketlerini kayda alıp not ediyoruz. Ancak söyledikleri tam olarak anlaşılamıyor. Ay sonunda zat-ı alinize tafsilatlı bir rapor sunacağız efendim. Saygılarımla arz ederim.

Bir gece rüyamda büyükannemi gördüm. Sokakta oynamış, kan ter içinde eve gelmişim. Her tarafım kir pas içinde. Yalap şalap yüzümü yıkadım. Pek suyla aram yoktur. Bunun üzerine büyükannem, “ Evladım “ dedi. “ İyice yıkanıp paklanmazsan bitlenirsin alimallah “. Sabaha karşı ter içinde uyandım. Rahmetli büyükannem bana ışık yakmıştı. Yıkanmayı reddedecektim. Sonunda bitlenirsem, mesajlarımı iletecek bir arkadaşım daha olacaktı. Çamaşırhaneye giden kirli giysilerimdeki mesaj yüklü arkadaşlarımla amacıma ulaşabilecektim. Bendeki de ne akıl ama…

Bırakın beni. Banyoya gitmek istemiyorum. Ben kirli değilim. Kirli olanlar kaşınır. Bakın ben kaşınmıyorum. Hiç bir şikayetim yok. Çekiştirmeyin. Bırakın diyorum. Laf anlamaz mısınız? İmdaaatt. Yetişin. Kolumu öyle çekme. Kıracaksın. Lütfen bırakın beni. Söz, haftaya yıkanacağım. Henüz arkadaşlarım gelmedi. Onları bekliyorum. Onlar gelince size haber vereceğim. Söz veriyorum. Yemin ederim. Lütfen bırakın beni. Hamama götürmeyin. Daha gelmediler. Gelince….. Aahhh, bacağım. Rica ediyorum. Bırakın lütfen. Ne söz anlamaz adamlarsınız. Zorla götüremezsiniz. Bu insan haklarına aykırı. Durun, nefes alayım. Kalbim sıkışıyor. Lütfen. Rahat bırakın beni. Kimseye bir zararım yok. Anlamıyor musunuz?  Anneeee !! Oğlunun başına gelenlere bak. Bırakın diyorum. İmdaaaatt !!