Bugün canım daha az yanıyor. Müdahaleden çıktıktan sonraki ağrılarım geliyor da aklıma… Off Off…Tanıdık bir yüz de yok etrafımda. Her tarafta ağlamalar, inlemeler. Şu yarama pansuman yapan şirin kız da olmasa kendimi çok yalnız hissedeceğim. Benimkiler gibi benimle konuşuyor, hatırımı sorup beni seviyor. Sahi nerede kaldı onlar? Haberleri olmadı mı acaba? Olmamış da olabilir aslında, bu mevsimde genelde uzun tatiller yapıyorlar. Ne kadar özledim onları. Allah’ım ne olur beni terk etmiş olmasınlar…
Her şey o taşınmayla başladı zaten. Sabah akşam gördüğüm insanlar bir anda yok oldular. Eve girerken çıkarken oynaşıp sevişiyorduk. Çok uzakta değiller, dört blok öteye gittiler aynı bahçe içinde ama ben oraya gidemiyorum ki. Orası Tripod’un bölgesi. Tripod’un hırçınlığı, saldırganlığı dillere destan zaten. Bir şey diyemiyorum ki ona da. Benim de bir ayağım eksik olsa belki ben de etrafıma onun kadar zarar verirdim. Eksikliğimin acısını belki diğerlerinden çıkarırdım ya da eksik de olsam üstün olma çabasına girerdim. Onun gibi eksikliğimin üstünü saldırgan ve güçlü gibi davranarak örterdim. Bu arada görüntüsü benim iki katım oldukça heybetli görünüyor zaten.
Benim küçük avlumdaki dört ev bir anda boşaltıldı. Dediklerine göre depreme dayanıksız çıkmışlar. Depremde kimse ölsün istemem ama onları sadece hafta sonları görmek de bana zor geliyor. Benimkiler iki çocuklu bir çekirdek aile. Kızları köpek korkusunu benimle yendi. Oğlanı doğduğundan beri tanırım gözümün önünde büyüdü. İstanbul’a çok karın yağdığı bir havada bulduk birbirimizi. Şimdi hatırlamak istemediğim birileri tarafından ormana bırakılmıştım. Benim gibi terk edilen arkadaşlarımla ormanın kıyısındaki bu siteyi keşfettik. Önce iyilik yapma isteğini kendinde bulan güzel insanlar tarafından yemekhane artıklarıyla beslendik. Sonra da o karlı günlerde benimkiler beni mamayla beslemeye başladılar. Daha sonra da biri aksak olan arkadaşımla beraber sayımız üçe çıktı ama avludaki diğer insanlarda mama kaplarımıza yemek koymaya başladılar ve bizi sevdiler. Gerçi aksak arkadaşım çocukları yanına hiç yaklaştırmıyordu. Anlatmadı ama ayağının sakat kalmasına sanırım çocuklar sebep olmuş. Zorbalık her yerde.
Diğer arkadaşımız ise asla başını okşatmazdı. Ben ikisinin yerine kendimi sevdiriyordum. Yanlarına koşup kuyruk sallamalar, yere yatıp göbeğimi kaşıtmalar, birlikte yürüyüşe çıkmalar gerçi yürüyüşlerimiz hiç istemsek de diğer arkadaşlarımızın sınırına kadar sürüyordu sonra tırıs tırıs avlumuza geri dönüyorduk. Aksak arkadaşım hem yaşlı hem de sakat olduğu için benden daha önce geri dönmek zorunda kalırdı. Zaten aramızdan en erken ayrılan da o oldu. Huzur içinde uyusun. Bizimkiler bana kibarcık diyorlar. Sebebi mi? Diğerleri mamalarını almadan ben mama yemeye başlamıyorum da ondan. Ne yapayım huy işte. Ha bir de kızdıkları bir huyum var. Komşu evlerin bahçe terliklerinin tekini alıp kulübemin yanına koyuyorum. Onlar çaldığımı söyleyip bana kızıyorlar. Huyumu bilenler gelip terliklerinin tekini geri alıyorlar. Hiç ses çıkarmıyorum. Zaten yemişim fırçayı bizimkilerden.
Gelelim şu sınır meselesine. Bizimkilerin yeni evi Tripod’un sınır bölgesinde demiştim ya, ben de bizimkileri epeydir görmemiştim ortalık da çok sakindi şöyle bir gidip dolaşayım Tripod ve arkadaşlarını görürsem hızlıca kaçar avluma dönerim demiştim. Demez olaydım. Nereden çıktıklarını göremeden tripod ve arkadaşları üstüme çullandılar. Kaçamadım, kendimi savunamadım. Ayrıca ben şiddet sevmeyen bir yaratığım. Sadece arada gelen domuzlara havlarım ve ara sıra da avludaki kedi ve kuşları kovalarım. Allah’tan komşular yetişti de canımı zor kurtardım. Derin yaralarım vardı. Belediyeyi aradılar beni veterinere getirdiler. Müdahaleden sonra burada yatıp duruyorum sanırım bu ikinci haftam. Sabah veteriner iyiye gittiğimi söyledi. Bir haftaya kalmaz seni evine göndeririz dedi.
Ay aman Allah’ım bu babanın sesi beni soruyor. Geldiler, geldiler! Şu yaralarım bu kadar acımasa hoplayıp karşılasam onları. Havlamalarım da pek cansız çıkıyor ama tanıdılar sesimi. Ay gözlerime inanamıyorum tam kadro gelmişler. Dökmeyin gözyaşlarınızı, ben iyiyim. Çok sürmeyecek ayrılığımız. Nasıl mutlu ettiniz beni. Sevin daha çok sevin. Biliyordum beni bırakmayacağınızı. Size olayı anlatmışlardır yoksa ben anlatırdım. Anne bilir ona depremi anlatmışlığım var yani. Ben de sizi çok seviyorum. Yine gelin olur mu?
Güle güle!