Ceset

 

Terk edilmiş binadaki bir omuzluk ahşap kapı onları fazla uğraştırmadı. İçeri daldıklarında mahalleye yayılan kötü kokunun kaynağına kilitlendi gözleri. Yerde, kartonların üzerinde, cenin pozisyonunda kıvrılıp kalmış bir adam. Adamın ayağında siyah bir şalvar, bedeninin üstü çıplak, yüzü duvara, sırtı kapıya dönük. Odada, kırık camdan içeri giren umarsız yaz güneşi dışında hiçbir şey yok.

Gelen adamlardan iri yarı olanı, kanlı kasap önlüğünün etek ucuyla tıkamıştı burnunu. Eğilip adamı çevirdi, kaskatı kesilmiş adamın cesedi aynı pozisyonda bu kez kalabalığa doğru çevrildi.

“Çok da gençmiş, yazık!” dedi en yaşlıları ağzına kapadığı mendilin arasından.

“Polise haber verelim” dedi kalabalığın en dışında, kapıya yakın duran.

Kesilmiş ete alışkın kasap adamın şalvar ceplerini karıştırdı. Ne bir kimlik ne bir telefon numarası ne de bir not. “Öleli olmuş bunun. Vücudu buz kesmiş. Beş günü vardır.” dedi otoriter bir edayla. Odadakiler başlarını sallayarak onay verdiler bu yoruma.

Tam o sırada, şişman kısa boylu, kan ter içinde biri girdi içeriye. Yüzü kıpkırmızı olmuş, zorlukla nefes alıyordu. Terli mendiliyle ağzını burnunu kapattı. “Açılın” dedi. Hepsi ona döndü.

“Ölmüş mü?” diye ortaya bıraktı soruyu.

“Sen bunu tanıyor musun?” dedi kim olduğu belli olmayan bir ses.

“Evet, işte az biraz kira alıyordum buradan. Öyle önemli bir şey değil, üç yüz liracık. Binanın benim olduğunu bilsinler, kimsesiz sanmasınlar diye işte. Yoksa, iyice çöreklenirler sonra uğraş dur. Bu da daha yeni gelenlerdendi. Pek Türkçe bilmiyordu. Nasıl olduysa, kendi geldi, buldu beni dükkânda. Bunlar var ya, aralarında öyle bir haberleşirler ki şaşar kalırsın. Birazdan da dökülürler zaten. Beklemişlerdir cesedi bulunsun diye. Polise filan gidemezler korkarlar çünkü.”

“Kim peki bu, sığınmacılardan mı?”

“Öyle bir şey dediydi bana. Benim hanım verme şu pislere, başımıza iş alırız filan dediydi. Evin ayakta duracak hali yok onlardan başka kim kalır dediydim. Kadın haklıymış. Şimdi polis molis uğraş dur. Bu kadar iş güç arasında.”

“Belediye yıkamadı ki şu binayı. İn gibi” dedi kasap, şişman kısa boylu kan ter içindeki adama bakarak. “Kimin gelip kimin gittiği belli değil. Mahalleli hep tetikte zaten. Elimin altında satır yani şeytan diyor ki bir gün al şu satırı… Tövbe tövbe…” Binanın sahibi şişman birkaç adım geriledi. Bina yıkılsa da artık vermeyecekti bu sığınmacılara. Karısının haklı çıkmasına sinirlendi. “Bilseydim” diye fısıldadı. Kasap ayağa kalktı. “Bunların hepsi korkak. Ölmeye buraya geliyorlar. Vatanında savaşsana. Değil mi? Al silahı eline, çık erkek gibi karşılarına. Nereye kaçıyorsun ha? Biz sanki güllük gülistanlık yaşıyoruz burada. Kendimize zor bakıyoruz, bir de bu asalaklarla uğraş dur.”

“Doğru söylüyor” sesleri yükselince, coşkuyla devam etti konuşmasına;

“Bari şehit olurdun. Şimdi burada açlıktan mı, uyuşturucudan mı neden olduğu bile belli değil köpek gibi ölüp gittin. Bak, gençmişsin de. Bari bir iki düşman öldürürdün.” Cesede doğru anlatıyor, arkasındakilerde biri dışında başlarını sallıyordu. Başını sallamayan “n’apsın zavallılar, çoluk, çocuk…” diye fısıldadı. Sesi öylesine derinden ve kısık geliyordu ki kimse duymadı. Dönüp kimse ona bakmadı. Sözleri boşluğa yuvarlandı.

“Polise haber veren olmadı mı daha?” dedi yaşlı olan, yerdeki genç cesedin gözlerini kapatırken.

“Ben verdim” dedi kapının en yakınında duran.

“Şimdi şahit yazarlar işin yoksa” dedi kasap. “Benim işim gücüm var. Gelsinler toplasınlar işte. Açlıktan ölmüştür bu. Uyuşturucu varsa iş boka sarar. Ben uğraşamam şimdi şahit mahit olmakla.” Şişmana “Sen kal burada. Nasıl olsa sana soracaklar” deyip çıkıp gitti. Şişman cesetten uzak bir köşeye çöküverdi. Kasabın ardından diğerleri de çıktı. Bir tek kapıdaki, başını sallamayan cılız sesli adam kaldı. Herkes çıktıktan sonra yavaşça yaklaştı cesede. “Şimdi nereye defnedecekler bu zavallıyı?” diye sordu acıyan gözlerle gencin cesedine bakarken. “Onu da biz mi düşüneceğiz, belediye düşünsün artık.” dedi şişman adam. Bir yandan da polise ne söyleyeceğini düşünüyordu. Tam o anda polis sirenleri odanın içine doldu. İki polis arabasıyla bir ambulans kapının önüne çaprazlamasına park etti. Polis arabasının etrafında genç, yaşlı, kadın, erkek sekiz on kişi binanın ikinci katındaki kırık cama bakıyordu.

Diğer yazılar...

Yorumlar