Dijital Vicdan

– Artık elimizdeki son teknoloji ile telefon kullanan tüm vatandaşlarımızın ne yaptıklarını nereye gittiklerini, günde kaç adım attıklarını bile öğrenebileceğiz. Telekomünikasyon şirketleriyle yaptığımız gizli anlaşmalar sonucunda onları da kendimize bağladık. Geriye sadece bu teknolojinin yazılımlarının geliştirilmesi ve korunması kaldı. Bu iş için de Samed, seni uygun gördüm.

Samed şaşkınlığını gizleyerek sadece, teşekkürler efendim, diyebildi. Sonuçta ülkenin en iyi yazılımcılarından biriydi. EFK adını verdikleri bu teknolojiyi daha önce duymuştu. Amerika’nın süper hızlı bilgisayarlarla vatandaşlarını takip ettiğini biliyordu ama ülkesinin bu teknolojiyi satın alacak gücü olduğunu tahmin etmiyordu.

Müdür onu çalıştıkları binanın, yerin altındaki gizli odasına götürdü. İçerisi neredeyse konferans salonu büyüklüğündeydi ve son teknoloji dev bilgisayarlarla doluydu. Müdür, bilgisayarları Amerika’dan satın aldıklarını, fakat yazılımlarını almaya çekindiklerini, çünkü bilgilerimizi çalmalarından korktuklarını söyledi ve Samed’e, bu işin üstesinden gelebileceğinden emin olup olmadığını tekrar tekrar sordu.

Samed’in geri adım atma gibi bir lüksü yoktu. Sonuçta bu mevkiye kolay gelmemişti. Daha küçüklüğünde üstün zekâlı olduğu anlaşılmış ve kimsesizler yurdundan alınıp devletin gözetimi altındaki üstün zekâlı çocuklarla beraber özel eğitim almıştı. Devlet onu burslu olarak Amerika’ya, yazılım alanında yüksek lisansa göndermişti. Yüksek lisansını bitirir bitirmez ülkesine dönüp bu kurumda işe başlamıştı. Neredeyse bu işe başlayalı on yıl olmuştu. Hem müdürü ona güvenmişti ve bu görevden vazgeçerse, öğrendiklerinin hayati tehlikesi bile olabilirdi.

Sonunda tek başına aylarca çalışıp durdu ve yazılımları geliştirip onları yüksek seviyeli şifreleme yöntemleriyle korudu. Sistem çalışmaya başlayınca da müdür ona yeni odasının burası olduğunu ve terfi ettiğini söyledi.

Çalışmaya başladı. Artık ona sürekli telefon numaraları ve isimler geliyordu. Bazen isimlerden telefon numaralarını o buluyordu. Takip ettiği kişinin kimlerle konuştuğu, nerelere gittiği anbean ekranda kayıt altındaydı. Takip ettiği kişi telefonla konuşmasa bile telefonun bulunduğu ortamdaki sesleri duyabiliyor, hatta telefonun kamerasından görüntü alabiliyordu ve sosyal medya hesaplarında attığı özel mesajları da görebiliyordu. Samed kendisini bir an, insanların ne yaptıklarını gören Tanrı gibi hissetti ve elindeki bu büyük gücün farkına vardı ama çok geçmeden içinden tövbe hâşâ dedi. Sonuçta onun amacı tanrıcılık oynamak değildi, kötü insanları bulmak için bu teknolojiyi kullanıyordu. Aslında büyük sevap işlediğini düşündü. Takip etmesi gereken kişiler haricinde de istediği kişiyi gözetlemek acayip eğlenceliydi ve insanların özel hayatına izinsiz girmek ona yanlış gelmemişti.

Fakat bir gün evinde oturmuş televizyonda haberleri izlerken, haftalarca takip ettiği tanınmış bir yazarın faili meçhul bir cinayete kurban gittiğini gördü. İçinde büyük bir acı hissetti. Çünkü o adamın konuşmalarından, etrafındaki insanlara ve ailesine ne kadar saygılı olduğunu biliyordu. Gerçekten o adamın iyi biri olduğuna inanmıştı hatta bir kitabını bile satın almıştı. Ertesi gün sistemden yazarın eşini takip etti. Kadıncağızın iki çocuğuyla beraber ne kadar üzüldüğünü gördü. Günlerce kafasından bu olayı çıkaramadı, hep bir şüphe içerisindeydi. Bir şeyler tahmin ediyordu ama araştırmaya korkuyordu.

Sonunda dayanamayıp olayın perde arkasını araştırmaya karar verdi. Yazarın ölüm anında etrafında olan telefonlara ulaştı ve oradan onu öldürenin hangi telefona sahip olduğunu buldu. Telefonun tüm kayıtlarına ulaştı ve sonunda kimin bunu planladığını öğrendi. Basit bir cinayet değildi. Samed kendini bu meraka bir kere kaptırınca ardı arkası kesilmedi. Üst mevkideki insanları gizlice araştırmaya başladı ama kendisinin bile çözemeyeceği yüksek güvenlikteki yazılımlarla korunmuşlardı.

Samed o an anladı kendisinin de üstünde gizli mevkilerde yazılımcılar vardı. Ne yaptıysa bu güvenlik duvarlarını aşamadı. Diğer taraftan da günlük verilen isimleri takip ediyordu ve takip ettiği isimler ya hapse düşüyordu ya da öldürülüyordu. Aralarında gerçekten kötü olduğuna emin olduğu insanlar olsa da artık içindeki iyilik ve kötülük kavramları belirsizleşmişti. Halen o yazarın ölmesinin gerekli olup olmadığını düşünüp duruyordu.

En sonunda kendini de suçlamaya başladı. O yazarın ölümünden ben de sorumluyum dedi ama bu sistemi kurmasaydım eğer bir başkası gelip kurardı düşüncesiyle biraz kendini rahatlattı. Gene de her gün aynı işleri yapmanın ağırlığı altında ezilip gidiyordu. İşi bırakmayı düşünüyordu ama korkuyordu. Böyle paldır küldür bırakırsam benim de sonum pek iyi olmaz diye düşündü.

Bir çıkış kapısı bulmalıydı. Hem bıraksa bile bu işler devam edecekti. Hadi diyelim yurtdışına kaçtı bu sefer de vicdanı onu bırakmayacaktı. Ne yaparsa yapsın vicdanından kaçamayacaktı. Kaç defa intihar etmeyi düşünse de intiharla kendini temize çıkaramazdı. Doğru bildiği şeyleri bu hayatta yapmalıydı ve sonunda çalıştığı sistemi tüm insanlara ifşa etmeye karar verdi.

Fakat bunu kendi ülkesinde yapamazdı. Yapmaya kalkışsa anında bulup ya hapse atarlardı ya da faili meçhule kurban giderdi. Bir şeyler uydurmalıydı. On yıla yakındır doğru dürüst tatil yapmamıştı. Müdürüne hayatı boyunca hep Paris’i merak ettiğini söyledi. Çocukluğundan beri Paris’in kendisi için büyük bir özlem kaynağı olduğunu belirti.

Tüm dil dökmeleri sonucunda bir haftalık izin alabildi. Gideceği yeri hallettikten sonra bilgileri nasıl sızdıracağı üzerine yoğunlaştı. Fransa’da güvenebileceği bir gazeteciyle gizli yazılımlar kullanarak yazışmaya başladı. Kendisini gizlemesi hiç kolay olmamıştı, çok büyük riskler almıştı. Üst seviyedeki yazılımcılar bu durumun her an farkına varabilirlerdi. Elini çabuk tutup yakalanmadan Paris’e vardı.

Orada gazeteciyle olan gizli buluşmasında tüm bilgileri verdi. Kısa sürede bu bilgiler tüm Avrupa’da yankı buldu.

Samed ömür boyu ülkesinden gizlenmek yerine ertesi gün medyanın karşısına çıkıp bilgileri kendisinin sızdırdığını söyledi ve o an kefaretini ödediğini hissetti.

———-

“Bu kurgu öykü Citizenfour adlı belgeselden esinlenilmiştir. Belgeseli izlemeniz tavsiye edilir”

Diğer yazılar...

Yorumlar