Nurcan Hanım ve Sami Paşa

                                                                                                                                                                      Babama…

 

‟Bu gece bize katılmakla ne iyi ettiniz.”  Bir bana bir Canan’a bakıyor Nurcan Hanım. Ela gözlerini minnetle dolaştırıyor üzerimizde. O ve eşi Sami Paşa, geçen yaz Erdek’teki yazlıkta geçirdikleri bir ayı saymazsak, salgın boyunca evdelerdi. Merdiven dayamışlar yetmişlerine, kolay mı? Korkuyorlar dışarı çıkmaya. Yirmilik delikanlıların bile ölüm haberi gelirken nasıl korkmasınlar? 

‟Buz ister misin Murat’ım?” Sami Paşa’nın gözlerinden de aynı minnet dolu bakışlar okunuyor bu akşam.  ‟İstemem Paşam.” Mevsimine göre karar veririm rakıya buz atıp atmamaya. Sami Paşa öyle değil. Yaz-kış fark etmez, dubleye tek buz atar. Sami Paşa’nın attığı buz birkaç damla rakı sıçratıyor masaya.  ‟Aman Paşam,” diyorum.  ‟Zaten her gün zam geliyor.” Sami Paşayla Nurcan Hanım gülüyorlar. Canan tebessüm etmekle yetiniyor.  ‟Başlarda ne güzeldi, ” diyor Sami Paşa  ‟On-on beş günde bir içerdik rakımızı hep birlikte.” Çok değil iki sene önceden bahsediyor. Yeni evlenmiştik Canan’la. Şu an bulunduğumuz Sami Paşaların dairesinin alt katını tutmuştuk. Daha eşyalar taşınırken gelip bizle tanışmış, çaya davet etmişlerdi ayak üstü Nurcan Hanımla. O gün çay içerken Mülkiyeli olduğumu söyleyince nasıl da kocaman açmıştı Sami Paşa gözlerini. ‟Ben Harbiye’deyken sizin okuldan çok sevgilim oldu. Az ileride Kurtuluş’ta buluşurdum onlarla, ” demişti gülerek. Belli,  Nurcan Hanım’a taş atıyordu. Aradan bir hafta geçmeden yemeğe davet etmişlerdi bizi. O günden itibaren toplanmaya başladık akşamları ara ara. Şimdi, o zamanları yarım asır öncesinde kalmış Harbiye günleri gibi özlemle yad ediyor Sami Paşa.

Nurcan Hanım Canan’a sesleniyor  ‟Senin işlerin nasıl kuzum?” Canan’ın keyifsiz olduğunu fark mı ettiler? Ettiler tabi. Geldiğimizden  beri ağzını bıçak açmadı.  ‟İstanbul’da boşanmak isteyen çift biter mi Nurcan Hanım?” deyip koyuveriyor kahkahayı. Bana mı bu sözler? Ondan tarafa bakıyorum. Gözlerimiz buluşmuyor.  ‟Deme yahu, o kadar da arttı mı boşanmalar? ” Hüzün var Nurcan Hanım’ın sesinde.  ‟Yeni evli çiftlerin dörtte biri birkaç sene içinde boşanıyor Nurcan Hanım.” Oldu olacak  ‟Biz de boşanmaya karar verdik, sizden saklıyoruz şimdilik,” de de tam olsun. ‟Bırakın şimdi bu lakırdıları.” Sami Paşa masanın ortasına uzattığı kadehiyle bitiriveriyor boşanma mevzusunu. ‟Bu akşam evimize misafir olup bizlere şeref veren Avukat hanım ve Mülkiyeli beyefendiye,” diyor Sami Paşa. Birbirine çarpan kadehlerin sesi doluyor kulaklarımıza.  ‟Sahi,” diyor Sami Paşa,  ‟neden müzik açmadık? ”

‟Nurcan Hanım olmasaydı, değil bir sene, bir hafta katlanamazdım eve hapsolmaya.” Bakışları buluşuyor. Yeni evlendikleri zamandan kalma, Sami Paşa’nın ilk görev yeri Erzincan’da çekilen birbirlerine derin bir muhabbetle baktıkları fotoğraftaki gibi bakıyorlar yine.  ‟Aslına bakarsanız,” diyor Sami Paşa,  ‟Ya Nurcan Hanım’ın kendisi, ya hayali… İkisinden biri olmadan bir saniye bile katlanamazdım hiçbir zorluğa.” Nurcan Hanım’a diktiği gözlerini bizden yana çeviriyor.  ‟Kıbrıs harekatında ilerlerken Motides mevkiinde takımımla beraber kaybolduğumda da, Gabar’da geçen bitmek bilmeyen geceler boyunca da aklımda tek şey vardı, Nurcan Hanım’a dönmek. Onunla karşılıklı birer kahve içip İstanbul’dan, Ankara’dan yeni gelen bir tefrika üzerine üç beş söz söylemek… Beni ayakta tutan bu hayaldi.” Bakışlarını Nurcan Hanım’dan yana çeviriyor tekrar. Gözleri buluşuyor özlemle. Sanki bir dakika önce bakışmamışlar gibi. 

‟Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?” Telefondan yükselen sese karşılık veriyor Sami Paşa,  ‟bizim şarkı”. Gülümseyerek tasdik ediyor onu Nurcan Hanım. Canan’a bakıyor. Canan tabağındaki peynirle oynuyor. Bana bakıyor, beni Canan’a bakarken yakalıyor. Suskunluğu Nurcan Hanım bozuyor.  ‟Bizi de aşılayacaklar Sami Bey.’’  ‟Olmak lazım,” diyor Sami Paşa,   ‟aşı olmak lazım.” Nurcan Hanım tekrar Canan’dan yana dönüp  ‟Aslında her şey güllük gülistanlık değildi tabi,” diyor. Canan başını kaldırıp dinlemeye başlıyor kendisinden yana söylenen sözleri. ‟Savaş, yalnızlık, uykusuz geçen onca gece… Romantizm yüklü bir roman gibi geliyor kulağa, doğru. Ama pek çok sorun da yaşadık.” Sami Paşa önce şaşkınlıkla bakıyor Nurcan Hanım’a. Nurcan Hanım’ın bir gayeyle konuşmaya başladığını anlamış olacak ki susuyor. Boğazını temizleyip konuşmaya devam ediyor Nurcan Hanım. ‟Bodrum’daydık, tatile gelmiştik. Evliliğimizin üçüncü senesi falan. Sami Bey Kıbrıs’tan döneli birkaç ay olmuş , yorgun, bıkkın… Benim de sinirlerim harap olmuş onu beklemekten. Kendimizi ödüllendirelim dedik, çıktık tatile.  Bodrum çarşısında  yürüyorduk bir akşam. Bir yanımızda şehirden yansıyan ışığın aydınlattığı deniz, diğer yanımızda kale, Fransız Kulesi… Bir çift var önümüzde. Konuşuyorlar aralarında. Buradan sonra birkaç ay İstanbul’da kalalım. Sonra Ankara’ya geçelim. Yahu bizi düşündüm, zar zor bir tatile çıkmışız. Bazen oluyor aylarca ayrı kalıyoruz. Kaç gecem sabahlara kadar Sami Bey için Tanrıya yakararak geçmiş. Kaç defa gazeteleri her satırda kalbim duracak gibi okumuşum. Hele radyoyu hiç dinleyemiyordum o zamanlar korkudan. Bir an öfkelendim, Sami Bey’e mi hayata mı bilmem. İstifa edeceksin, dedim. Hiçbir şey yok ortada. Şaşırdı bizimkisi. Sorun ne, dedi. Sesinde kaygı vardı. Dayanamıyorum artık beklemeye, dedim. Ben karşı çıkacak, beni yatıştırmak için bir şeyler söyleyecek hatta belki tartışacağız sanıyordum ama hiçbirisi olmadı. Sus pus yürüdük otele. Otelin kapısında odanın anahtarını verdi bana. Ne oluyor, dedim. Bana bu gece müsaade et, dedi. Akdimiz vardı, birimizden biri yalnız kalmak isterse diğeri üstüne varmayacaktı. İyi geceler,  dedim,  çıktım odama. Pişman oldum akşam söylediklerime. Radyoyu açtım, aklım dağılmadı. O aralar Sami Bey Fransızcadan askeri tarih kitapları çevirmeye başlamıştı. Aldım, onlardan  birini okudum sabaha kadar. Sonra da uyumuşum. Saat on gibi uyandım, kapı çalıyor. Sami Bey, elinde de bir demet papatya. İyi bari dedim, kızmamış. Çiçekler ne için? Üzerindeki zarfı gösterdi. Açtım zarfı. Bir dilekçe, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na. Kendi istek ve rızamla herhangi bir baskı altında olmadan istifa ediyorum. Gereğini arz ederim. Gözlerine baktım. Benim için istifa mı edeceksin? Evet, dedi. Ne yapacaksın peki ömrün boyunca? Kitap çeviririm hatta belki beraber bir yayınevi kurarız, dedi. Sami Bey hesap kitaptan  anlamaz. O yayınevini kursaydık iki seneye topu atardık.  Gülüyor Nurcan Hanım. Benim için, beraberliğimiz için hayatı boyunca en iyi yaptığı şeyden vazgeçmişti bir anda. Sami Bey’in o olay üzerine otuz sene daha giydiği üniformadan anlayacağınız üzere dilekçe hiç gitmedi Ankara’ya.” Canan’a bakarak gülümsüyor Nurcan Hanım.

‟Yine bekleriz,” diyor Sami Paşa kapıda. Nurcan Hanım, Canan’ın ellerini sıkı sıkı tutuyor avuçlarının içinde. Canan kahve isteyip istemediğimi soruyor evde. ‟Olur,” diyorum. Balkonda birer sigara yakıyoruz. Soğuk bir rüzgar tenimizi yalıyor.  ‟Avukat arkadaşınla randevumuzu ertelesek bir süre için?” Cümlem bitince bir süre  yüzüne bakamıyorum. Nihayet cesaretimi topluyorum. Başımı çevirdiğimde güldüğünde ortaya çıkan tek gamzeyle karşılaşıyorum. ‟Yasaklar kalksın da,” diyor,  ‟Bodrum’a gidelim. ”

Diğer yazılar...

Yorumlar