Şiddet her zaman bağırmaz.
Bazı kez sessizlikte yaşar.
Soğuk
Uzun yıllardır hükmediyorum bu şehirde.
Başlangıçta yalnızca esintiydim. Sonra duvarlara işledim. Oradan taşa, betona. Ardından dile, bakışlara. İnsandaki duygular, düşler, yaşama içgüdüsü beni uğraştırıyor. Yine de yüzyıla yakın zamandır ben ve şehir, şehir ve ben, el ele vermiş varlığımızı güçlendiriyoruz. Soğuk ve Karfos. Her zaman kış. Donduran zaman. İnsanlar buzdan heykellere dönüşüyor, ben yaşıyorum.
Elektrik kesintilerinde şehir nefes alır. Karanlık ışığın yokluğu değil yalnızca, bilinçli bir seçim. Dükkanlar kapanır, sokak lambaları erkenden söner. Zamanla renkler yüzlerden çekilir. Tanıdıklar yabancılaşır, yabancılar silikleşir. Şehir unutmayı sever. Yoksa bağlanırsın.
Toplu taşıma yerine komşu şehirden ithal, buz üzerinde enerji üretmeden kayan Kriset’ler gidip gelir. Sessiz, acelesiz, soluk perdeli kişiliksiz evler arasında süzülürler. Odalarda sesler boğuk, cümleler eksiktir. Duygular gereksiz, beklemek erdemdir. Yalnızca uzun, anlamsız sayılardan ibaret dosyalar vardır belleklerde.
İnsansız sokaklar evrak binalarıyla doludur. Zaman, insanların dosya numaralarıyla anıldığı bu bakımsız, penceresiz, loş binalarda geçer. Raflar renkleri silinmiş gri, kirli mavi, soluk yeşil dosyalarla doludur. Kimsenin seçmediği, doğduklarında üzerlerine geçirilmiş renkler.
Çocuklara okuma yazmadan önce numaraları ezberletilir. İsimler karışabilir. Numaralar asla karışmaz. Okul soğukla yaşamayı, soru sormadan var olmayı öğretir.
İşte böyle bir gerçeklikte Karfos’la el ele verip buzdan mezarlıklar oluşturduk. Toprak yok, mezar taşı yok. Donmuş bedenler zamanla erir, yerine başka isimsiz ölüler gelir. Ölen kişinin bedeni değil, dosyanın kapanmasıdır önemli olan.
Soğuk burada iklim değil; yöntem yalnızca. Duygular donduğunda insanlar direnmez. Yine de bir bekleme uzadığında, bir dosya kapandığında küçük bir sızı dokunur, geçer.
Çatışma böyle başlar: Isıyla değil, farkındalıkla.
Ama ben, soğuk, içeriye girdim mi artık kolay çıkmam.
Kaldıkça güçlenirim.
Dosya
Kadın numarasını biliyordu. Herkes gibi.
Ama evrak binasına gittiğinde dosyası hangi aşamada bilmiyordu. Elindeki kâğıtta randevu saati yazılıydı. Kriset’i park etti, bekleme odasına girdi. Buz gibi bir oda. Camın arkasında bir görevli oturuyordu. Donuk, ölçülü. Bir saat geçti. Bir saat daha. Kimse bir şey sormadı. Kimse bakmadı.
Başka insanlar çağrıldı, çıktı, kayboldu. Kadın kaldı, bekledi. Saatlerce, günlerce. Duygularını bastırması öğretilmişti ama beden bir şeyler hatırlıyordu. Huzursuzluk. Yok sayılmanın ağırlığı.
Yok sayılmak… Ölümden de soğuk. İnsana biçilen en büyük ceza,
İlk kez içinden bir soru geçti. “Neden?”
Bu soru umulmadık bir çatlak açtı.
Gözetmen o gün iki hata yaptı. Kadının dosya numarasını sisteme yanlış girdi, bekleme süresi uzadığında sisteme bildirmedi. Hatalar görünmez kılınır; fark edilirse silinir. Ama bu hata dosyaya işlendi. Dosya askıda kaldı.
Gözetmen izleniyordu. Evrak binasının bodrumuna indiği sonradan fark edildi.
O sırada okulun bodrumunda öğretmenler toplanmıştı.
Kadın
Kapıdan girdiğimde daha baskıcı, daha yoğun bir soğuk çarpıyor yüzüme. İlk günler üşüyor, titriyordum. Sonra titreme geçti. Üşümenin de bir eşiği varmış. Orayı geçince beden vazgeçiyor. Elleri cebimde tutmayı öğrendim. Nefesimi saymamayı.
Dosyam ince. Dosya numaram ezberimde. İsim sormazlar. Bir yere aitmiş gibi durup hiçbir yere girememek… Bu şehirde her şey böyle.
Tam zamanında geldim. Geç kalmak dosyaya işlenir. Numaram hala yanmadı. Olağan bir şey. Numaralar bazen yanmaz. Silinir, geri gelir. Sandalyede ellerim kucağımda bekliyorum….
“Dosya numarası?”
Söylüyorum. Sesim benden uzaklaşıyor. Görevli ekrana bakıyor. Parmakları soğuk. Benimkiler de. Bu noktada artık kimin kime benzediğini ayırt etmek zor.
“İncelemede.”
Bir süre beklerim sanmıştım, sonra bunun bir durum olduğunu anladım. “İncelemede olmak”. Burada yaşamanın başka bir adı.
Bir gün beklerken, gözetmenin bana baktığını hissettim. Fazla kaldığımı anlamış gibi. İçimden “buradayım” demek geliyor. Susuyorum.
Hala bekliyorum. Beklerken başka bir şey yapmam yasak değil. Ama gereksiz.
Sonunda görevli başını kaldırıyor.
“Dosyanız kapatılmış.”
“Neden?”
Sorum havada asılı kalıyor.
“Sistem böyle.”
Sistem. Soğuktan bile daha tanıdık bir kelime.
Tam çıkarken duruyorum.
“Üşüyorum” diyorum yavaşça.
Sorunlu bir kelime bu.
Sessizlik oluyor.
Sonra gidiyorum.
Ertesi gün gelmiyorum.
Dosyam hâlâ açık.
Anlatıcı / öğretmenler
Kadın düşündü:
“Ben niye bekliyorum?”
Bu soruyu binada küçük aksaklıklar izledi. Bir çekmece kapanmadı. Bir dosya yerini şaşırdı. Gözetmen fark etti: kadının dosyası uzun süredir açıktı. Dosyaya “bekleme” yazdı. Oysa dosyalar beklemezdi.
Kadın şimdi bodrumdaydı. Ayaktaydı. Başka bekleyenler de vardı: mezarlıkta kayıtlı olduğu hâlde hâlâ sırası gelmeyenler…
Kadın düşündü:
“Beni burada tutan ne?”
Bu düşünce şehirde bir çatlak daha açtı. Bazı mezarların buzları erimedi. Bazıları hiç donmadı. Karfos titredi.
Dosya sistem dışına alındı. Bunun bir adı yoktu.
Gözetmen yok sayıldı.
Okullar normale döndü ama çocuklar bazı sözcükleri unutmadı.
Soğuk hâlâ vardı.
Ama artık biliniyordu ki:
Soğuk bir doğa olayı değil, bir karardı.
Ve kararlar değiştirilebilirdi.
Geceleri bodrumda toplanan öğretmenler hâlâ soğuğun neden yetmediğini tartışıyordu. Aynı gün bir öğretmen tahtaya müfredatta olmayan bir cümle yazdı:
“Bir insan yok sayıldığında nereye gider?”
Şehir kadının yokluğunu hemen kayda almadı. Önce boşluklar oluştu: çağrılmayan bir numara, cam önünde uzayan sessizlik. Bir sabah sistem kapatılmış olması gereken dosyayı yeniden açtı; “incelemeye” alındı.
Bodrumdaki eski laboratuvarda öğretmenler bunu fark etti.
“Bir dosya var.”
“Kime ait?”
“Bilmiyoruz. Kapanmıyor.”
Hastanede üç kişi donarak öldü. Ölçümlere göre hava normaldi. Açıklamalar yetersizdi. Ölüm artık şehri hafifletmiyordu.
Öğretmenler ve gözetmen artık biliyordu. Soğuk her şeyi dondurmalıydı; ama burada bir şey akıyordu. Bir düşünce, belki bir soru.
Dosyada silinemeyen bir sözcük vardı:
“Üşüyorum.”
Bu sözcük şehirde dolaştı. Bir memurun sesinde, bir çocuğun rüyasında, bir öğretmenin notlarında…
Sözcük ısı istemiyordu.
Tanınmak istiyordu.
Karfos hâlâ soğuktu.