Söyleşi Konuğumuz Yurdagül Şahin: “Her Gün Düzenli Yazmaya Çalışırım”

Öncelikle yazı yoldaşımla röportaj yapmanın çok ayrı duygusu olduğunu ve beni müthiş gururlandırdığını söylemek isterim. Kitaplarının çıkışındaki coşkuyu tekrar hatırlatarak başlamak istiyorum. Bugün üzerinde duracağımız ilk kitabın AV ve çocuk kitabın YÖNBULUCU aynı zamanda raflarda yerini aldı. Duygularını bizimle paylaşır mısın?

Yönbulucu- Kral Kelebeklerinin İnanılmaz Yolculuğu 2015, Av – Tuhaf Korku Hikâyeleri 2016 yılında tamamlanmıştı. Kitaplarımın okurlarıyla buluşmaları için doğru zaman böyleymiş, yayımlanma tarihleri 2017 Ekim ayında arka arkaya oldu. Kitaplarımı elime alıp sayfalarına dokunmanın,  mürekkebinin kokusunu içime çekmenin heyecanını, mutluluğunu anlatamam. Ayrı bir motivasyon, takdir, sonrası için de daha iyi yazma sorumluluğu ve cesaretini de beraberinde getirdiğini söyleyebilirim.

Av kitabını okurken her an tekinsiz bir durumla karşılaşıverecekmişim gibi tedirgindim. Günlük olayların içine o olağanüstü durumları çok güzel aktarmışsın. Bu kadar tekinsiz bir dünyada mı yaşıyoruz sence?

Tabii ki bu kadar tekinsiz bir dünyada yaşamıyoruz, öykülerin tamamı kurmaca. Öyküler günlük hayatın içinden, bir toplantı salonundan, asansörden bazen bir üniversite merdivenlerinden ya da en güzel anıların saklı olduğu bir evden doğal bir ortamdan başlayarak, sınırsız dünyalara, kasvetli, korkulu karanlıklara dönüşüyor. Bu da sayfaları çevirdikçe okurda senin yaşadığına benzer, her an tekinsiz bir durumla karşılaşıverecekmiş tedirginliği yaratıyor.

Toplumsal çığlıkları duymamak mümkün değildi öykülerinde. Bu konuda ne söylemek istersin?

Çok güzel tanımlamışsın Nurdancığım, çığlık olunca duymamak, kulakları tıkamak zaten mümkün değil, en azından benim için öyle. Yazarken gerçeklerle oynayıp eğip bükmeyi, günlük hayatı doğal ortamından çıkararak tekin olmayan dünyalara, fantazyaya dönüştürmeyi sevdiğim gibi dolaylı ya da dolaysız bir şekilde insanı, toplumsal tedirginlikleri, korkuları deşmeyi ve simgelemeyi de seviyorum.

Fantastik edebiyat korku edebiyatı sanki küçümseniyor ülkemizde? Bu türler hakkında düşüncelerin nedir?

Yurt dışında özellikle Amerika’da korku edebiyatı, fantastik edebiyat filimler, diziler, çizgi romanlar, şarkılar, oyuncaklar, bilgisayar oyunları ve kırtasiye malzemeleriyle desteklenip endüstriye dönüşürken ilk çağlardan beri masallarımız, efsanelerimiz, halk hikâyelerimizde korku, doğaüstü ve fantastik unsurlar olmasına rağmen Türk Edebiyatı’nda uzun yıllar bu türde eserler neden yazılmamıştır? Bu sorunun kapsamlı olarak incelenmesi ve araştırılması gerektiğini düşünüyorum. Ben 2009 yılından beri korku edebiyatı ve fantastik edebiyatla ilgileniyorum ve o tarihten bugüne edebiyatın bu türlerine gönül vermiş, eser veren yazarların sayısının her geçen gün arttığını, yayınevlerinin yayın programlarında bu tür yerli kitaplara daha çok yer verdiğini söyleyebilirim. Kısacası gelecekten umutluyum.

Neden korku ve en çok neden korkarsın?

Aslında Av kitabım sadece korku hikâyeleri içermiyor. Fantastik, korku, gerilim, bilimkurgu türünde on beş öyküden oluşuyor. Öykülerin ortak izleği korku ve gerilim olduğu için editörümle birlikte kitabın ismine Tuhaf Korku Hikâyeleri eklemesini yaptık. Bana gelince, her insana göre korkularım biraz daha fazla ve daha yoğun yaşıyorum. Korktuğum pek çok hayvan var örneğin, çok detaya girmeden yalnızken korku filmi bile izleyemediğimi söylesem yeterli olabilir belki.

Yazma sürecini bizimle paylaşır mısın? Fikir nasıl oluşuyor? Notlar alıyor musun? Bir anda mı bitirirsin?

Yazma sürecimi anlatmam biraz zor. Notlar mutlaka alıyorum, Av kitabımdaki “Asansör” ve “Sıra Dışı Bir Toplantı” öykülerimde olduğu gibi, baştan sona olay örgüsünü kurguladığım, karakterlerini yaratıp sonunu belirleyip o sona doğru paragraf paragraf ilerleyerek tamamladığım öykülerim olduğu gibi, bir anda yazıp bitirdiğim öykülerim de var. Kitaba ismini veren “Av” öyküsü ilk paragraftan başlayarak akmış, kendini kendi yazdırmış, tamamlanıncaya kadar da başka hiçbir şey yapmama, uyumama dahi izin vermemiş bir öyküdür. Genel olarak ilham gelmesini beklemeden her gün düzenli olarak yazmaya çalışırım. Yazmak bir öğrenme süreci benim için aynı zamanda, yazdığım konuya göre inceleme yapar, araştırırım.

Kil-Tablet Fanzin çalışmalarımızdan da bahsetmek istiyorum. Aylık belirlediğimiz tema çerçevesinde yazdığımız öyküler, grup dışı gelen öykülerin değerlendirilmesi, yaptığımız toplantılar, söyleşiler, kitap tanıtımları,  edebiyatla bağımızı güçlendiriyor, okuma, yazma tutkumuzu diri tutmamızı sağlıyor. Bu tüm Kil-Tablet ekibi, takipçileri ve katılımcıları için de geçerli, umarım yeni kalemlerin, yeni okurların katılımıyla ömrü sonsuz olur.

En sevdiğin yazarlar kimler?

Yazmayı sevdiğim ve yazının her türünü denediğim gibi okumayı da çok seviyorum; çocuk edebiyatı dâhil edebiyatın her türünü keyifle okuyorum. Durum böyle olunca yerli, yabancı sevdiğim yazarlar listesi oldukça kabarık. Hepsini burada yazmak yerine benim için özel bir tek isimden bahsetmek istiyorum. Eserleriyle hem edebiyattaki yerini hem de yeni yazarlar yetiştirmek için çabasından dolayı edebiyatın mutfağındaki yerini çok önemsediğim Nalan Barbarosoğlu. Edebiyata kattığı değer, verdiği emek için kendisine bir kez daha buradan teşekkür etmek istiyorum.

Bundan sonraki projelerin için neler söylemek istersin?

Yeni proje olarak Yönbulucu çocuk romanımın beyaz perdeye taşınmasını konuşabiliriz. Eskişehir Anadolu Animasyon Festivali’inde tanıştığım bir animasyon firması Yönbulucu çocuk romanımı okuyup değerlendirdiklerini, kurgusunu, kahramanlarını özgün, konusunu evrensel bulduklarını ve çok rahat uluslararası değeri olan dokban dakikalık animasyon filmi olabileceğini belirtti. Şu an projenin ilk adımında, sponsor bulma aşamasındayız.

Ayırdığın zaman ve bu güzel söyleşi için çok teşekkürler. Çalışmalarında başarılar diliyorum sevgili Yurdagül.

Söyleşiyi Yapan: Nurdan Atay

Diğer yazılar...

Yorumlar