Uzun Yolların Kamyoncusu

Zordur uzun yol şoförü olmak bacım… Kilometrelerce gidersin, bacakların tutulur, ayıptır söylemesi alt kısmın uyuşur oturmaktan. Gözlerin açık olmalıdır, birazcık bile için geçemez. Eskiden, bu ölçümler, takometreler, falan yokken daha çok basardık gaza, o zaman, hem mazottan, hem zamandan kazanırdık. Şimdi taktılar o şeyleri, hızlı gidemezsin, şu kadar kilometre sonra durup dinleneceksin. Bu bile bellidir. Sürekli kontrol, senin anlayacağın… Eh, tabii daha iyi ama paradan kayıp… Herkes sanır ki, uzun yol şoförü çok kazanır, nerede bacım? Limon sat daha iyi. O kadar yorgunluk, o kadar stres, dengen bozulur, evdekileri özlersin, onları ersiz bırakırsın. Bir dokun, bin ah işit, işte. Düşünsene bacım, koca kamyon, lastik patlar, arıza yapar, felaket! Aracınla mı uğraşacaksın, firmaya mı dert anlatacaksın? Hele bir de erken teslimatlı yükün varsa, işte o tam rezalet. Adam arar, malım nerede? Firma acele et, der. Yemek dersen ayrı dert… Görmüşsündür, otoyollarda vardır ya, tır, kamyon parkı. Orada yeriz yemeği. Nerede lokanta yemeği, nerede ev yemeği? Banyo desen, ayrı problem… Bir de özlem. Ah o özlem! Çocuğunu özlersin, hanımını özlersin, ananı babanı özlersin, mahalledeki fırının ekmeğini bile özlersin. Ya insan berberini özler mi? Özlersin işte. Bizimkine yaşamak denmez ya, çoluk çocuğun rızkı çıkar, ekmek parası, seversin gözü kör olmayasıca kamyonu… Sen o kadar yere gittin geldin, gördün, başka nereye gitmek istersin diyorsun ya… Yok be bacım benim gitmek istediğimi tek bir yer var… O da evim. Evim de, okumadık be bacım, daha doğrusu okuyamadık. Sekiz kardeş, babam hangi birimize para yetiştirsin? Hepimizi verdi bir yerlere… Ben de tamirci çırağıydım aslında. Hep severdim kamyonları ama… Hayalimde yabancı ülkeler, oradan biriyle evlen. Hayatın kurtulsun! Yok canım, yoldan başka bir şey gördüğü mü olur insanın? Gide gele öğrendim, birkaç kelime. Orası bambaşka problem, buradaki gibi derdini dinlemez polis, küt ceza elinde. Yok, firma ödemiyor, cepten… Tabii, hatalıyız ya ondan. Çok konuştum değil mi bacım, kusura bakma… Hasret kalıyoruz sese, radyodan başka bir şey duymuyoruz ki yol boyu. Bir tek, park yerlerinde şoför arkadaşlarla muhabbet… Hepsi o. Eve döndüğümde, şöyle kendime gelince susturamazlar beni. Papağan gibi durmadan konuşurum. Çok maceramız oldu, hangi birini anlatsam sana? Dur bakayım… Hah! Finlandiya’ya mal götürmüşüm ilk kez, hem de kışın ortasında. Soğuk, karanlık bir ülke… Çok dikkatli kullanıyorum aracı. Oranın kanunları da kışı gibi sertmiş, sonradan öğrendim. İstanbul’da kamyonu bakıma sokmuşum yola çıkmadan. Fren, balata, her yeri sağlam, lastikler özel, gıcır gıcır. Rahatım yani. Sadece karda zordur kamyon kullanmak. Daha çok dikkat eder, hele gideceğin yolu bilmiyorsan, ilk kez geçiyorsan gözlerini dört açarsın. Neyse, keskin bir viraj varmış önümde, geç fark ettim. Hafif kıç attım. Bir iki kaydı araba, toparlayayım derken önümden bir şey geçti. Bir yandan freni yavaş yavaş pompalıyorum, bir yandan da bir şeye çarpmadım inşallah, diye dua ediyorum. Sonunda kamyonu durdurdum. Hemen aşağı atladım. Bizi çok uyarmışlardı yola çıkmadan; hayvanları kıymetlidir bunların, sakın çarpayım filan demeyin, hapse bile atarlar adamı, diye. Hava buz gibi… Bir yandan üşüyorum, bir yandan ateş basmış, terliyorum. Tuhaf bir hal senin anlayacağın… Bir şey göremedim, tam geriye döndüm kamyona bineceğim, yolun kenarındaki ağaçlıkların oradan bir ses duydum. Bir inilti. Ulan, bak, bakma ama öyle bir ses ki insanın yüreği parçalanıyor. İnsanlık öldü mü dedim, girdim ağaçların arasına. Kocaman bir geyik, boynuzları dolanmış dikenlere, üstü başı yara içinde. Göğsü kanıyor. Ben çarpmış olamam diyorum, ama çarpmış da olabilirim. Düşünemiyorum hiçbir şey. Öldü, ölecek hayvan. Ben aslında sevmem, öyle köpek, kedi filan. Ama bu geyiğin bir bakışı var, sorma gitsin. Bıraksan bir türlü, bırakmasan başka türlü… Hayvan can çekişiyor. Bir sigara yaktım. Hani tabancam olsa, atları vururlar ya, sakatlanınca onun gibi vuracağım, ama yok işte! Bir yandan içim titriyor, bir yandan malı yetiştirmem gerekiyor. Hem zaman kaybını düşünüyorum, hem hayvanı… Sonunda insanlık galip geldi, önce boynuzlarını kurtardım. Sonra kamyondan battaniyemi aldım, kocaman geyik ya, valla abartmayayım iki yüz kilosu vardır. Hayvanı ite kaka onun üzerine yerleştirdim. Zavallı anlamış gibi acısından bağırıyor, ama bana bir şey yapmıyor. Aslında derler, yaralı hayvan daha tehlikelidir, yok bacım, anlıyorlar valla. Tüm gücümle, çekiştire çekiştire kamyonun yanına getirdim. Kamyonun içinde seyyar rampa vardır. Onu kurdum ama nasıl iteceğim içeri? İşte o anda geyik yapmak istediğimi anladı. Bir hamle, rampayı çıkmasın mı? Evet ya, kanaya kanaya son gayretle çıktı kamyona. Görsen beni, resmen ağlıyorum. Kamyonun içine girdiği anda yığıldı kaldı. Yarası sandığım kadar derin değilmiş, üzerini temizleyince anladım. Yollarda pansuman, ilk yardım falan gerekiyor diye, biz de öğrendik bir şeyler. Yarasını sardım. Üzerini örttüm. Yola koyuldum. Bir yarım saat sonra polis yolumu kesti. Zavallı hayvanın kanı, bembeyaz karda peşim sıra iz yapmış. Durdurdular beni. Arkayı aç, diyorlar, daha doğrusu işaret ediyorlar. Şimdi yandık, dedim. Tabii mecburen açtım kapıyı. Zavallı geyik birden irkildi. Şöyle bir titreyip ayağa kalkmaya çalıştı. Adamlar o tuhaf konuşmalarıyla bağırıp geyiği gösteriyorlar, ben de yarasını işaret etmeye çalışıyorum. Bir kargaşa sorma gitsin. Tam o anda sanki bir mucize oldu Allahıma. Bak, hâlâ içim tuhaf oluyor. Geyik zorla da olsa ayağa kalktı. Sarsılarak bir iki adımda gelip beni yalamaya başladı. Polisler de, ben de, öyle şaşkınlıkla bakıyoruz, şoktayız yani. Düşünsene bacım, ormanlarda yaşayan vahşi hayvan bile kıymet biliyor. Bunu gören polisler sakinleşti, hemen telefonlar edildi, hayvan hastanesinin arabası geldi, yaralı geyiği alıp gitti. Benim elimi sıkıp teşekkür ettiler. Beni en etkileyen bu oldu. Ona çarpan ben miydim, değil miydim hiç bilemiyorum, ama o geyik aklımdan hiç çıkmadı.

Bitti mi röportaj, peki, ben de teşekkür ederim bacım, yine beklerim. Bir dahaki sefere de otoyoldaki yaşlı amcanın hikâyesini anlatırım sana. Ha, ha yok yok, o artık bir dahaki sefere. Hadi kal sağlıcakla.

Diğer yazılar...

Yorumlar