Ilık duşun altında, gecenin yükünden kurtulabilecekmiş gibi, gözleri kapalı, kıpırtısız duran Şükran ağırlığını ıslak seramiklere dayadığı kollarına vermiş boğazındaki düğümlerin çözülmesini bekliyordu. Suyun altında ne kadar kaldığının farkında değildi. Bu gece yaşadıkları onu yıllar öncesine götürdü. Üniversite yıllarına… Ülkenin en prestijli üniversitesinin ekonomi bölümünü kazanmıştı. Dersleri kaçırmaz, en ön sırada oturur, hocanın gözünün içine bakar, sürekli not alırdı. Ders bitince sorular sorar, doğal olarak hocanın ilgisini çekerdi. Sınıfta adının ukalaya çıktığını duymuş, aldırmamıştı. Son sınıfa geldiğinde yirmi bir yaşını yeni bitirmişti. Kış yarı yılı başında yurt dışından bir hoca gelmiş, finans derslerine girmeye başlamıştı. Yakışıklı bir adamdı. Şakakları kırlaşmıştı. Kırk yaşlarında olmalıydı. Onun dersleri özellikle kızlar tarafından dikkatle izlenirdi. Kısa sürede ilgi odağı olmuştu. Rahat davranışları vardı. Kantinde öğrenciler arasında oturur, sohbet eder, yurt dışı izlenimlerini anlatırdı. Esprili bir hocaydı.
Yağmurlu soğuk bir havada çıkış kapısında şemsiyesini açmış taksi bekleyen hocanın yanında bir araba durdu. Sağ camın açılarak “Atlayın hocam sizi bırakayım” diyen bir ses duydu. Bu Şükran’dı. Hoca ikiletmedi. Teşekkür edip şemsiyesini kapatarak arabaya bindi. Aslında yurt dışından getirdiği bir arabası varmış. Gümrük işleri tamamlanamadığı için bir kaç hafta arabasızdı. Şükran hocayı, her ders bitiminde evine kadar bırakmayı görev edindi. Hocanın da bir şikayeti yoktu. Güzel bir kız, konforlu, sıcak bir araba…
Duşun altında doğruldu. Basınçlı ılık su omuzlarından göğsüne, kasıklarına doğru akıyordu. Ellerini vücudunda gezdirdi. Gergin, pürüzsüz. Suyu kapadı. Hemen çıkmadı. Zihninde onlarca düşünce vardı. Sıraya koyup çözmeye çalıştıkça daha da karmaşık hale geliyorlardı. Sıcak suyun buharı banyoyu saunaya döndürmüştü. Kollarını kaldırıp gerindi. Yıllar gençliğinden fazla bir şey almamıştı. Bornozunu giyip eliyle aynadaki buharlanmayı sildi. Yaklaştı, göz kenarlarında kırışıklık yoktu fakat saçlarında tek tük beyazlar belirmişti. Dudakları dolgun, yanakları gamzeliydi. Önümüzdeki yıl kırk bir yaşında olacaktı. Yıllar önce yağmurlu bir kış günü arabasına aldığı hocası, yirmi yıldır kocasıydı ve altmış yaşındaydı. Şimdi çalışma odasında yüksek sesle yurt dışında çalıştığı üniversitede üç yıl önce Nobel ödülü almış ekipteki profesörle konuşuyordu. Son beş yıldır gelişmekte olan ülkelerin finans sorunlarını çözecek bir teori geliştirmişlerdi. Önümüzdeki yıllarda büyük ödül için Nobel jürisini zorlayabilirlerdi. Teorileri Afrika’daki yedi ülkede uygulanmaya başlamıştı. Sonuçların alınması için bir kaç yıl gerekliydi.
Aklı heyecanlı gençlik yıllarına gitti. Güzel günlerdi, merak ve coşku vardı. Zaman acımasız diye düşündü. Çabuk geçiyor, farkında olmuyoruz. Üniversite sınavlarına hazırlanan oğlu gecenin bu saatinde hâlâ ders çalışıyordu. Kapıyı vurdu, içeri girip oğlunun saçlarından öptü. Konuşmadan çıktı. Yatak odasına girip uzandı. Kocasının aşırı çalışması son yıllarda ilişkilerini sekteye uğratmıştı. Üstelik üç ayda bir yurt dışına gidiyor, bir ay kalıyordu. Şükran aktif ve arzulu bir kadındı. Şimdiyse terk edilmiş, yalnız başına kalmış hissediyordu kendini. Boşlukta. Beş yıldır çalıştığı “Borsa Aracılık Hizmetleri” şirketi başlangıçta onu avutmuştu. Lâkin son bir yıldır yine belirsizlik içindeydi. Kocası teorisinin başarısına kenetlenmişti. Halbuki o eski günlerin beklentisi içindeydi.
Şükran bir akşam kocasını aldattı. Yarım gün çalıştığı şirketin ikinci müdürü, yeni ve hatırlı bir müşteri için mesaiye kalmasını rica etmişti. Eve telefon edip geç kalacağını bildirince kocası olağan bir sesle sorun yok, istediğin saatte gelebilirsin diye cevap vermişti. Büyük bir holding yüksek bir yatırım yapacaktı. Birlikte iki milyar dolarlık meblağ için, ‘Yumurtaları aynı sepete koymayın’ düsturu ile hareket ederek, seçici davranmışlar, sağlam yatırımlar yapmışlardı. Geç vakitte çıkmışlar iş yerinin karşı köşesindeki restoranda bir şeyler yemişlerdi. Çetin bey yine yapacağını yapmış Şükran’ın dizine dizini değdirip içinin bir tuhaf olmasına neden olmuştu. Aslında bu ilk değildi. Firma ile topluca yemeğe çıkıldığında, önemli bir borsa bağlantısı yapıldığında iş yerindeki küçük kutlamalarda hep Şükran’ın yanına otururdu. Başlangıçta bu temaslar sonucu özür dilerdi. Kadın önemi yok diye geçiştirirdi. Her seferinde ısrarlı bir şekilde gözlerinin içine bakardı. Yakışıklı adamdı. Kocasının gençliğini hatırlatırdı. Etkileyici bir erkekti. Ve Şükran her defasında gülümserdi.
Lokantadan çıkınca şirketin garajına gittiler. Çetin beyin arabası çalışmayınca Şükran onu evine bıraktı. Adam kadını kahve için yukarı davet etti. Kıramadı. Lüks bir dairede yaşıyordu Çetin Bey. Bekârdı. Yumuşak ışık, rahat ve geniş koltuk saatlerce bilgisayar karşısında çalışan Şükran’ı gevşetti. On dakika sonra Çetin kahve ve likörle geldi. Yemekte hafif bir şeyler içmişlerdi. İtiraz etti, ama sonunda kahveye eşlik eden likörü içti. Salonda nereden geldiği belli olmayan hafif bir müzik vardı. Çetin yaklaşıp elini uzattı. Şükran uzatılan eli tuttu, kalktı. Muntazam bir vücudu vardı. Kokusu Şükran’ın karnında kelebekler uçurdu. Sıkıca sarılmışlardı. Şükran boynunun, saçlarının öpüldüğünü hissetti. Sesini çıkarmadı. Sıra dudaklarına gelince Şükran, “Fakat biliyorsunuz, ben” dedi, gerisini getiremeden adam “Biliyorum” dedi. “ Bu gecenin muhteşemliğini bozmayın lütfen” diye ekledi. “Sizi firmamıza geldiğiniz günden beri izliyorum. Yüzünüzde ihmal edilmiş bir kadının ifadesi dikkatini çekmişti. Elinizi tutamamıştım. Fakat dizlerimiz çok şey anlatıyordu. Yanılıyor muyum?” Bu sözlerde doğruluk payı vardı. O da aylardır Çetin beyin ilgisinin farkındaydı. Kulağına fısıldanan bu sözler Şükran’ın içindeki ertelenmiş arzuyu, coşkulu hisleri harekete geçirdi. Zihninde beliren soru işaretlerine rağmen adamın yönlendirmesine kendini bıraktı. Yıllar önceki gibi başı dönüyordu. Mutlu günleri, geceleri hatırlamaya çalıştı. Gözlerini kapatarak tutkuyla uzun uzun öpüştü.
Çıplak tenine geceliğini giyip yorganın altına girdi. Yorgundu, lâkin uykusu yoktu. Kocası sabaha kadar çalışır, uykusu gelince son aylarda yaptığı gibi çalışma odasındaki kanepede yatardı. Üç saat önce yaşadıklarını sıraya koyarak analiz etmeye çalıştı. Arzuları tatmin olmuştu. Olmuş muydu acaba? Yaptığının etik olmadığını biliyordu. Bedenindeki rahatlık zihnindeki sıkıntıyı yok edemiyordu. Kocasının yüzüne nasıl bakacaktı!? Ya oğlu!? Sürdürülebilir bir şey miydi? Kendine olan saygısı ne durumdaydı? Banyoda boğazında hissettiği düğümlenme aslında zihnindeydi. Olasılıklar beyinin içinde dolanıp duruyordu. Kalkıp oturdu. Bir sigara yaktı. Allah kahretsin diye ilendi. Uzun süre kaldığı banyoda vücudunu dakikalarca keselemiş, içindeki günahı temizlemek istemişti. Gerçekten günah mıydı? Nefes almak, su içmek günah mıydı? Saçmalıyorum diye söylendi. Benzetme uygun değildi. Bunu biliyordu. Aklına başka bir fikir gelmemişti.
İkinci sigarayı yakarken sabahleyin itiraf etmeyi düşündü. Belki af edilirdi. Hayır olmaz, dedi içinden. Söz konusu bile olamaz. Bütün hayatı altüst olurdu. Sadece kocasını değil oğlunu da kaybederdi. Baba evine gidemezdi. Yirmi yıllık evlilikten sonra kadının evini terk etmesi ancak kocasının ihanetiyle mümkündü. Şayet af etmezse. Böyle bir olay ailesi tarafından makul karşılanırdı. Şimdiki durum farklıydı. Bir ara hınzırca bir düşünce geldi aklına . Aynı şeyi kocası yapsaydı itiraf eder miydi? Ta ki fark edilene kadar. Kalbi sıkıştı. Gözleri uykudan kapanıyordu. Oğlunun odasının ışığı sönmüştü. Saat sabaha karşı dördü geçiyordu. O anda, sönmek üzere olan mumun son bir defa parlaması gibi, aklına müthiş bir fikir geldi. Ruhu o kadar karanlıktaydı ki düşünememişti. Bir daha Çetin beyi görmeyecekti. Arayıp ısrarcı olacağını düşünmüyordu. Saygılı, kibar bir adamdı. Ertesi gün e-maille istifasını gönderecekti.
Kocası on gün sonra çalışmaları koordine etmek için yurt dışına gidecekti. Onunla gidebilirdi. Pasaportu hazırdı. Belki Çetin beyin yaktığı ateş biraz gayretle harlanırdı. Yaşadıklarını sonsuza kadar içinde bir sır olarak saklayacaktı. Çözümü bulduğu için rahatladı. Uykuya daldığında yüzünde dingin bir gülümseme vardı. Kocasının yatağa girdiğini fark etmedi.
Doktor bey, size bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine geldim. Elli yaşındayım. On yıl önce kocamı bir defa aldattım. Mesleki yoğunluğu nedeniyle ilişkilerimizin soğumaya başladığı bir anda oldu. İlk ve son. Bunu bilmiyor. Bir iş arkadaşımla mutlu olduğumu sandığım talihsiz bir gece geçirdim. Yalancı mutlulukmuş. Aklım başıma geldi ama ne çare. Olan olmuştu. Utanç içindeyim. Özellikle oğlumun yanında. Lakin daha sonra eşimle ilişkilerimiz kısmen yoluna girdi. Rahatlar gibi oldum. Yine de o zamandan beri içimdeki suçluluk duygusu beni perişan ediyor. Bazı geceler kâbuslar görüyorum. Yakalanmışım gibi. Korkuyla uyanıyorum. Kalkıp bir sigara yakıyorum. Bu arada günde iki paket sigara içtiğimi söylemeliyim. Her akşam alkol alıyorum. Beni sakinleştiriyor, gevşetiyor. Aksi halde uyuyamıyorum. Sakinleştirici veya uyku ilacı istemiyorum sizden. İlaç dışında bir çözüm istiyorum. Bu düşünceyi zihnimden atabilecek bir terapi… Huzursuzum. Sinirliyim. Her tarafım titriyor. Bazen elimdekini düşürüyorum. Unutkanlık başladı. Bir şeyi nereye koyduğumu bulamıyorum Bana yardım edin lütfen. Negatif ruh halim devam ederse… Dayanamayacak bir hale gelirsem… Korkuyorum.