Dalgalı Öyküler

“Bir yıl deniz görmesem bir hoş olurum. Hele bir de bahar gelmez mi, buram buram yosun kokuları tütmeye başlar burnumda’’ diyen Orhan Veli Kanık, içinden deniz bile geçen, denizlerle çevrili doğduğu ve gözleri kapalı dinlediği şehir için şiirler yazmaya doyamadan, otuz altı yaşındayken aramızdan ayrıldı. Şehir denizlerle çevrili olunca, şairin deniz yaşamını anlatan Galata Köprüsü adlı aşağıdaki güzel şiiri yazması da kaçınılmaz değil mi?

Dikilir köprü üzerine,

Keyifle seyrederim hepinizi.

Kiminiz kürek çeker, suya suya;

Kiminiz midye çıkarır dubalardan;

Kiminiz çımacıdır halat başında;

Kiminiz dümen tutar mavnalarda;

Kiminiz kuştur, uçar, şairane;

Kiminiz balıktır, pırıl pırıl;

Kiminiz vapur, kiminiz şamandıra;

Kiminiz bulut, havalarda;

Kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı,

Şıp diye geçer köprünün altından;

Kiminiz düdüktür, öter;

Kiminiz dumandır, tüter;

Ama hepiniz, hepiniz…

Hepiniz geçim derdinde.

Bir ben miyim keyif ehli içinizde?

Bakmayın, gün olur, ben de

Bir şiir söylerim belki sizlere dair;

Elime üç beş kuruş geçer;

Karnım doyar benim de.

Tanrısı Poseidon’un gücünü gösterdiği azgın dalgalarıyla, okyanuslarda batmaz denen büyük gemilerin, Karadeniz’de Çerkezlerin, Ege’de mültecilerin Azrail’i olabilirken, sakin koylarında kucağına aldığı narin yelkenlilere ev sahipliği yapan, balıkçılara geçim kaynağı olan, kumsala vuran dalga sesleriyle insanları dinlendiren, tazeleyen, eğlendiren DENİZ üzerine söylenmiş ne çok söz, yapılmış beste ve resim vardır. Ben kendi adıma; denizin koynuna sırtüstü uzanıp, beyaz bulutları ve uçan kuşları seyrederken, iyot kokusunun verdiği sarhoşlukla, yanıma kadar sokulan balıklara öpücükler dağıttığım zamanlarda hayatın bütün sıkıntılarından uzaklaştığımı hissediyorum on dakikalığına bile olsa… 

Şimdilerde hızla kirlettiğimiz, pek çok canlının yaşam sebebi olan DENİZ kırk dördüncü sayımızın konusu olmalı ve aşağıda ancak küçük bir kısmına yer verebildiğim deniz üzerine söylenmiş sözler, şiirler, ressamlar ve besteciler hatırlanmalı diye düşündüm.

“Okyanus böyle acımasızken, hangi akla hizmet kuşlar -deniz kırlangıçları- narin, çelimsiz yaratılmış. Okyanus iyidir, çok güzeldir ama bir anda, göz açıp kapayıncaya kadar sertleşir, acımasız oluverir. Okyanusa göre değil, kederli ve kesik kesik sesleriyle balık arayan şu kuşlar.’’ dedirtmiş Hemingway hayatının en büyük balığını yakalayan İhtiyar balıkçıya…

“Deniz gülümsüyor uzaktan. Dişleri köpükten, dudakları gök.’’ diyerek tasvir etmiş kahramanımızı “Deniz Suyu Türküsü” adlı şiirinde F. Garcia Lorca…

“Ve mademki bir gün ölüm mukadder; Ben sularda batan bir ışık gibi sularda sönmek istiyorum! Denize dönmek istiyorum’’ demiş “Hasret” şiirinde Nazım Hikmet…

“Deniz insana ilham verir. Ve deniz söylenen türküyü anlar. Yürekten duyarak söylediğin türküyü o da yürekten ve hemen kabul eder.’’ demiş “Beyaz Gemi’’nin yazarı Cengiz Aytmatov…

Ve bu ilhama kapılan Fransız ressam Claude Monet, resimlerinde deniz temasına büyük yer vermiş, tıpkı yirmi yıl yaşadığı İstanbul’u ve Boğaziçi’ni de resimleyen İtalyan ressam Fausto Zonara gibi…

“Kışı büyük bir istekle Saint Petersburg’da geçiririm, fakat küçük bir ilkbahar esintisi gelir gelmez üzerime memleket hüznü çöker, Kırım ve Karadeniz beni çekmeye başlar’’ demiş Ayvazovski ve yaşamının büyük bölümünü geçirdiği Kırım’ın sahil kentlerinde yaptığı tablolarıyla dünyanın deniz konusunda önde gelen ressamları arasına girmiş…

Muğlalı Osman sevdasını anlatmak için denizden yardım almış ve deniz gibi köpüren yüreğiyle “Deniz üstü köpürür, kayığa da binsem götürür’’ diyerek türkü yakmış,

Orhan Veli’nin “Gün olur’’ şiiri Zülfü Livaneli’nin bestesiyle ülkemizde,

Debussy’nin bestelediği “La Mer’’ ile Charles Trenet’in sözlerini yazıp bestelediği ‘’La Mer’’ farklı müzik türlerinde olmalarına rağmen dünyada;

Milyonlarca kişiye ulaşıp kalbini kucaklamıştır. 

Şarkılarda, şiirlerde dinlediğimizde, resimlerde, fotoğraflarda gördüğümüzde içimizi titreten, güzel duygular uyandıran, sıcak havalarda koşup koynuna atladığımızda bizi serinleten ya da sadece kenarına oturup seyrettiğimizde bile huzur veren denizlerimize neden zalimce davranıyoruz? 

Bu sayımızın öykülerinin yazıldığı Eylül ayının 19’unda, Uluslararası Deniz ve Kıyı Temizliği Gününde, Çanakkale’nin sadece iki iskelesini kapsayan kıyı temizliği etkinliğinde altmış çuval atık çıkarıldığını okumak insanı derinden yaralıyor. Temizlik yapılmak zorunda kalınmayan denizlerimizin bol olması dileğiyle…

Deniz üzerine bizim de söyleyecek sözümüz var diyen; Arif Kâmil Olgun, Bahar Uysal Karakuş, Billur Akgün, Canan Kuzuloğlu, Dilek Yılmaz, Hediye Gasımova Nar, Mehmet Cebe, Nezir Suyugül, Nurdan Atay öyküleriyle, Elvan Arpacık Halikarnas Balıkçısı’nın Aganta Burina Burinata adlı kitabının tanıtımıyla Dalgalı Öyküler sayımıza katkı sağladılar.

İyi okumalar dilerim.

Diğer yazılar...

Yorumlar