Sancho’nun Sabah Yürüyüşü

Türk mizah edebiyatının ustalarından Haldun Taner’in Sancho’nun Sabah Yürüyüşü adlı öykü kitabı ilk 1969 yılında Bilgi Yayınevi tarafından basılmış. Yapı Kredi Yayınevi tarafından ikinci baskısı 2015 , üçüncü baskısı ise 2016 yılında yapıldı. Kitapta Sancho’nun Sabah Yürüyüşü, Piliç Makinesi, Dürbün, Salt İnsana Yöneliş, Rahatlıkla, Ases ve Gülerek Ölmek adında birbirinden ilginç yedi öykü yer almaktadır. İçlerinden en sevdiğim öyküyü sizlere tanıtmadan önce kitabın giriş sayfasında Haldun Taner’in yaşam öyküsüyle ilgili yazılanlara bir göz atalım;

Haldun Taner 16 Mart 1915 yılında İstanbul’da doğmuş, 7 Mayıs 1986 yılında ölmüştür. 1935 yılında Galatasaray Lisesi’nden mezun olmuş, 1935-38 yılları arasında Almanya’da Heidelberg Siyasal Bilimler Fakültesi’nde öğrenim görmüştür. Sağlık sorunları nedeniyle yurda dönmüş, 1950 yılında İÜ Alman Filolojisi’ni bitirmiştir. Ayrıca Viyana Üniversitesi’nde felsefe ve tiyatro eğitimi almıştır. Öğretim üyeliği, gazetecilik, oyun yazarlığı yapmıştır. Türkiye’de epik tiyatro ve kabarenin öncüsüdür. Keşanlı Ali Destanı adlı eseri dünya sahnelerinde oynanmıştır. 1953 yılında Herald Tribune ile Yeni İstanbul gazetelerinin düzenlediği bir öykü yarışmasında birinci olmuştur. Sancho’nun Sabah Yürüyüşü ile Uluslararası Bordighera Mizah Hikayeleri Ödülü’nü almıştır. Ayrıca Sait Faik Hikaye Armağanı’nı, Gazeteciler Cemiyeti Fıkra Ödülü’nü, Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü almıştır. 1987’den beri Haldun Taner Öykü Ödülü verilmektedir.

Kitaba adını veren Sancho’nun Sabah Yürüyüşü adlı öyküyü Haldun Taner 1964 yılında yazmıştır. Öykü güneşli bir havada başlar. Sancho ve sahibi Hülya’nın babası Çankaya, Göreme sokaktan Sıhhiye’nin köşesindeki gazeteciye kadar yürürler ordan Kavaklıdere’ye dönerler. Yol boyunca farklı mekânlarda, farklı köpekler ve sahipleriyle karşılaşırlar. Her karşılaşma ayrı bir konunun açılmasına vesile olur. Bu karşılaşmalar aynı zamanda 1960’ların Ankara’sının profilini çizer.
Hikayenin anlatıcısı, ilk satırlarda belli olmasa da, kahramanımız Sancho’dur. Yol boyu karşılaştığımız kişi ve olayları onun gözünden görürüz.

tiki tiki praf
tiki tiki praf

Hikaye boyunca sıklıkla tekrarlanan bu satırların “tiki” kısmı Sancho’nun, “praf” kısmı Hülya’nın babasının yürürken çıkardığı seslerdir. Yazar konudan konuya geçişlerde bu satırları kullanmıştır. Köpekler ve sahipleri aracılığıyla insan ilişkileri, genel geçer ahlaki kurallar, sadakat, insan-köpek ilişkisi, ikiyüzlülük sorgulanmış, günün değerleri mizahi bir dille eleştirilmiştir.

Büyük Millet Meclisi’ne giden yol üstünde karşılaştıkları beyaz Pekinuva Heidi, isterik sahibi tarafından stres topu gibi kullanılmış, sonuçta hanımı iyileşmiş ancak Heidi sinir hastası olmuştur. Geliştirdiği çeşitli tikler yanlış anlaşılarak sokak köpeklerinin peşine takılmasına neden olmaktadır.

Hülyanın babası karşılaştığı bir adamla sohbet etmeye başladığında, Sancho, adamın giyim kuşamı ve konuşma şekline bakarak onun yeni mebus olmuş bir kasaba avukatı olduğunu düşünür. Hülya’nın babası alttan alarak adamı dinler ve araya kızının dövizle ilgili bir problemini sokar. Muhtemelen olumlu bir cevap alır, neşesi yerine gelir. Sancho’ysa adamın tükürükler saçarak konuşmasından rahatsız olur.

Hikmet Bey’in köpeği Pakistan tazısı Altes, Londra’da özel bir hastanede doğmuş, şimdi Hacettepe Baytar Okulu polikliniğinde muayene için sıra beklemektedir ve tıpkı varlıklarını kaybeden insanlar gibi mutsuzdur.

Güven Parkı’nın önünde karşılaştıkları medyatik kardeşler İsabella ile Mirella “Ankara sosyetesini en rüzgârlı gülleridir”. Onların cazibesine direnmek Sancho için hiç kolay olmaz.

Eğlenmek için “tiki tiki praf” tempolu yürüyüşüne burun kaldırma ve kuyruk sallama hareketleri ekleyen Sancho’yla alay etmeye kalkan müsteşar Bey’in kahverengi buldoğu, tüylerine hiç uymayan yeleği ve kuru havada giydiği yağmur çizmeleriyle asıl kendisi gülünç durumdadır.

Ya Kızılay’da karşılaştığı sonradan görme Kastor adlı Chow Chow’a ne demeli? Karşılaştığı ilk sıkıntıda anasının diyalektine dönmesinin, sonradan görme insanların davranışından bir farkı var mıdır?

Sabah taliminden dönen Polis Koleji’nin stajyer köpekleriyle arasında çıkabilecek bir tatsızlığı son anda, sadece karşılıklı hırlaşmayla atlatır. Polis köpekleri ve av köpekleri Sancho’nun hiç sevmediği türlerdir.

Selmin Hanım’ın sağduyulu, alçakgönüllü ve yapmacıksız Danua’sının Diyojen’le paylaştığı sır, insanların sadakatsizliği ve ikiyüzlülüğüne güzel bir örnektir.

Peki insan sadakate değer mi? Bu soruya çarpıcı bir cevabı var elbette Sancho’nun.

Hava bozmaya başlamıştır. Sancho içgüdüleriyle yağmurun yağmayacağını anlar, ancak insan aklın esiri olmuş ve içgüdülerini kaybetmiştir. Bu yüzden Hülya’nın babası adımlarını sıklaştırır. Eve döndüklerinde ikiyüzlülüğün ve sadakatsizliğin çok çarpıcı bir başka örneğiyle karşılaşırlar.

Vakit henüz öğlendir ama her yer hüzünlü bir akşam loşluğuna bürünmüştür.
Ülkenin politik ve sosyal yaşamının merkezi Ankara’da şimşekler çakmaktadır.

Haldun Taner’in muhteşem kalemiyle bir resmi geçit havasında önünden geçen insan ve köpekleri değerlendiren Sancho’nun bakış açısı, olaylara ironik yaklaşımı, anlatım tarzı, kendi kendine oyunlar bulup eğlenmesi beni çok etkiledi. Hikayenin her sahnesi gözümde canlandı. İnsan davranışlarını bir başka canlının gözünden görmek ilginç ve çarpıcıydı. En çarpıcı tarafı ise 1964’te yazılmış bu öyküde hicvedilmiş karakterlerin günümüzde hâlâ geçerliliğini koruması. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim, bir yandan gülerken bir yandan da düşünecek, sorgulayacaksınız. Zaten mizah bu değil midir?! Güldürürken düşündürmek. İşte Haldun Taner tam da bunu yapıyor.

—————————–

Haldun Taner, Sancho’nun Sabah Yürüyüşü, YKY, İstanbul, Şubat 2016, 110 sayfa

Diğer yazılar...

Yorumlar