“Isırmaz değil mi?”

“Yok, yok. Bir şey yapmaz. Sen sakin dur, bırak seni tanısın. Kokla kızım. Bak bu İbrahim abi. Aferin benim güzel kızıma”

“Seher Abla kusura bakma, biraz geciktim, malum yağmur yağınca dolmuş bulunmuyor İstanbul’da.”

“Tamam, sıkıntı yok. Ayaklarınla gir.”

“Abla havlıyor bu.”

“Prenses, hadi ama, heyecanlanacak bir şey yok ki!”

“Botlarım çamurlu. Terlik alsam?”

“İbrahim…”

“Efendim abla?”

“Boş ver terliği merliği. Hemen ne çekeceksen çek. İşim gücüm var.”

“Tamamdır. Yeni film getirdim, iki dakikada takarım.”

“Ben hazırım. Hadi, nerede istersin?”

“Aaa! Küçükmüş bu daire ya. Ben daha görkemli bir yerde oturuyorsun diye ummuştum. Koskoca Seher Şeniz’e yakışıyor mu böyle bir yer. Yol üstü, giriş katı! Manzaralı bir ev bekliyordum doğrusu.”

“Yılmaz Güney’le oynadığım filmden kazandığım parayla aldım bu daireyi. Kaç sene önceydi… Şey… Bin dokuz yüz… altmış üç… Ne bileyim işte. Kafam çalışmıyor.”

“Ooo, yirmi seneden fazla olmuş.”

“Evet, bir ömür geçti, bitti.”

“Ama sen daha iyilerine layıksın. Bu haller sana yakışmıyor be, abla.”

“Bana neyin yakışıp, yakışmadığına ben karar veririm. Hadi, tak şu filmini de çek ne çekeceksen.”

“Tamam, mayon içinde, değil mi?”

“En sevdiğim sahne kostümüm var içimde. Bak!”

“Abla, bu bikini altı sadece. Hani, üstünü de giyseydin. İpini falan açarız. Maksim’e çıkıcan diye haber yapcacağız. Sacit abi bozulur şimdi.”

“Boş ver İbrahim. Her yanımı o kadar çok erkek gördü ki… Hahaha! Batan geminin malları bunlar!”

“İlahi ablacım. Seni tanımasak, aklımıza binbir türlü şey gelecek.”

“Uzatma İbrahim. Sacit Abiniz de necip okuyucularınız da biliyor benim orta malı olmadığımı.”

“Haklısın ama yine de, başkaların günahını almayalım. Herkesin kendine göre bir namus anlayışı var.”

“Çok güzel söyledin. Bak ben de adam gibi soyunup, namusumla kazandım ekmek paramı.”

“Senin yerin ayrı bizde abla, yengemiz sayılırsın.”

“Arkamdan ne laflar ettiğini biliyorum. Bunları çekmeye geldin. Buyur, hepsi senin!”

“Güzel ablam, erotik poz lazım bize. Böyle gözümüze sokunca seksi olmuyor.”

“N’oldu korktun mu İbrahim?”

“Ne alakası var ablacığım ya! Neyse…”

“Hahaha! Sen de onlardansın İbrahim. Hepiniz aynısınız.”

“Neyse, Ertuğrul Akbay’a verdiğin pozlar nerde çekildiydi? Arkada çıplak fotoğrafların vardı. Kaloriferin üzerinde duran. Valla, olay olmuştu onlar.”

“O çıplak fotoğraf dediğin Olimpia Kulüp için hazırlanmış posterlerimdi. Ertuğrul arka odaya girdi, ne bulduysa ayarladı, ben de soyundum her zamanki gibi.”

“Ertuğrul Abi yatak odasına girer tabii. O, Galatasaray liseli, bizim gibi sokaktan gelme değil!”

“Öyle bakma bana. Aklından geçeni biliyorum. Ertuğrul’la aramızda bir şey geçmedi. Ayaküstü kimseyle birlikte olmadım ben!”

“Ayıpsın ablam, ne alâka! Dedim ya, yengemiz sayılırsın artık sen. Sacit Abi hepimizin büyüğüdür.’’

“Boş ver martavalı, hadi memelerimi çek.”

“Abla, Maksim’de oryantal çıkacaksın. Neler hissediyorsun?”

“Çok iyi hissediyorum. Hayatımda hiç bu kadar iyi hissettiğimi hatırlamıyorum. Başım dönüyor keyiften.’’

”Alkol almadın değil mi?”

“İyiyim dedim ya…”

“Abla, sokaktan geçenler bize bakıyor. Şu Ertuğrul’un odasına geçelim mi.”

“Umrumda değil, madem bir çift memeyim onlar için. Alsınlar tepe tepe kullansınlar.”

“Abla sanki sende bir tuhaflık var. İyisin değil mi?”

“Biraz kafam dağınık, o kadar. Birazdan geçer. Bana bak, resimlerin altına şöyle yaz. Seher Şeniz haykırdı: Hepinizin Allah belasını versin!”

“Abla bağırmasan, köpek de heyecanlanıyor bak.”

“Yıllardır susuyorum. Şimdi tükürmek istiyorum hepsinin suratına. Onlar bana değil, etime hayran!”

“Abla, biraz sakinleyince devam etsek?”

“Arkadan da çek bir tane… Popomu da görsünler!”

“Canım ablam, bari ellerinle uçlarını kapatsaydın.”

“Eskidendi o numaralar. Artık oyun bitti.”

“Bak ne diyeceğim. Şurdaki fincanı alsan, Fal bakar gibi yapsan?”

“Saçma sapan konuşma… Dümdüz çek işte.”

“Bak, senin Prenses’i de al yanına, ona bir şeyler anlatır gibi yap.”

“Tamam, tamam!Hepinizin canı cehenneme. Bir an önce çek de git. Gel kızım… Anne sana erkekleri anlatacak. Onu hiç tanımayan, tanımaya bile çalışmayan sapık heriflerden canının nasıl yandığını söyleyecek sana.”

“Hey maşallah! Abla, ne çok kutu var burda. Kahvenin yanında ilaç mı içtin, hasta falan mısın sen?”

“Dedim ya başım dönüyor diye. Tansiyonum düştü. Doktor verdi o ilaçları.”

“Elini sakınmamış anlaşılan.”

“Sen kendi işine bak İbrahim. Doktorun ne yazdığını bırak da sen resimlerin altına ne yazacaksın onu düşün.”

“Sen ne istersen, hallederiz.”

“Bak, şöyle yaz. Seher Şeniz aslında çok romantikmiş bir kadınmış de. Zorla evlendirildiğinde on beş yaşındaymış, gerdek gecesi iki saat banyodan çıkamamış korkudan. Koca kadın oldu ama hâlâ lamba açıkken sevişemezmiş diye anlat. Bir demet çiçekle gelsinler diye beklemiş durmuş bunca zaman.”

“İyi de sormazlar mı insana, bu kadar çekingensen sahnede nasıl striptiz yapıyorsun diye?”

“Ben karanlığı görüyorum sadece sahnedeyken. Işıkları ona göre ayarlatırım her çalıştığım yerde. Gözlerimi kör edinceye kadar parlak yaktırırım lambaları.”

“Abla böyle konuşurken güzel resim vermiyorsun ya. Bir kare bile düzgün bir şeye çekemedik.”

“Umrumda değil… Ne çektiysen o… Artık hepsi bitti.”

“Sacit abi bol bol çek dedi. Hem fazla açık olmasın diye de tembih etti. Maksim’de oryantal olacaksın, en nihayetinde.”

“Hahahha! Ona nişanı attığımı söyle. Striptizin yerini tutmuyor göbek dansı. Mısır’ından da nefret ettim, kafamda o aptal mumlarla dans etmekten de.”

“Şimdi oldu bak. Sen konuşmaya devam et. Ama şu elinle saçını da kaldır biraz.”

“Boş iş bunlar İbrahim… Hepsi boş.”

“Başka bir peruk mu denesek?”

“Bu benim gerçek saçım… İlk kez kendi saçımla çek… Olduğu gibi…”

“Abla elini düşürme, şöyle kulağının arkasına doğru kaldırsan.“

“Prenses sana emanet, İbrahim.”

“Abla! Elin hasta gibi duruyor. Bırakma elini öyle yanı başına. Kaldır biraz.”

“İbrahim…”

“Hayda! Tansiyonun mu düştü yine?”

“Yok yok… Çok iyiyim… Sen bir de beni yatarken çek böyle…”

“Bana bak, sen iyi görünmüyorsun…”

“Hiç olmadığım kadar iyiyim. Hepsi, herkes, herşey, çok anlamsız… Bir tek Prenses sevdi beni. Hiç aşağılamadı. Hepiniz hakkımı yediniz. En başta anam… Güzellik yarışmasında beni ikinci yapan herifler… Gazeteciyle evlendi Plaj Güzeli Aylin Hanım. Halk Partisi’ndenmiş dedesi. Taşralıyım diye ikinci yaptılar beni.”

“Eskide kaldı onlar. Sen şuraya otur biraz, dinlen. Unutalım fotoğrafı motoğrafı.”

“Biriniz bir demet çiçekle geldiniz mi şu eve?”

“Söz, yarın getireceğim.”

“Yalancısınız… Her birinizden istedim. Bir kuru çiçeği çok gördünüz bana.”

“Boş ver sen çiçeği. Hadi aç ağzını. Bir yudum su iç.”

“Allah topunuzun belasını versin. Hepinizden nefret…”

“Abla… Seher Abla! Hassiktir ya!”

 

VE HAKİKAT

Seher Şeniz ilk denemesindeki başarısız intihar girişiminden sekiz yıl sonra bin dokuz yüz doksan ikideki ikinci denemesinde hayatına son verdi. Henüz kırk dört yaşındaydı. Abisi kapıyı kırdırıp içeri girdiğinde kokuşmuş cesedinin yanında bir de küçük bir not buldu. Veda ederken şunları yazmıştı:

Nihayet bu iğrenç dünyadan gitmeyi başardım. Ölmenin, ölmeye çalışmanın bu kadar zor olduğunu söyleselerdi alay ederdim. On beş yaşında anladım insanların ne mal olduğunu. Öldüğümü kimse bilmesin. Peruklarımı yakıp küllerimi savurun. Müslüman geleneklerine göre gömülmek istemiyorum. Beni beyaz bir bornoza sarıp her yerimi kapatın o kadar.