İnsanlar neden tuhaf tuhaf bakıyor bana? Koskoca hastane bahçesinde banka oturmuş ağlayan bir tek ben miyim?

 

Sanki alnımda yazıyor vakitsiz hamileliğim…

Hepi topu beş aydır beraberiz.

 

Nasıl bu kadar tedbirsiz davranabildik?

 

Halsizlik ve kasıklarımdaki ağrılar nedeniyle geldim hastaneye. Doktor hanım sırıtarak hamilelik müjdesi verdi kendince; “Bahar Hanım korkulacak bir şey yok, hamilesiniz, gözünüz aydın! Size bir Jinekoloji randevusu ayarlayalım hemen.”

 

Tanrım nasıl bir işin içine düştüm ben, ne yapacağım şimdi, bu devirde korunmayı becerememek de ne Allah aşkına! Yedi haftalıkmış. Neye benziyor acaba? Mercimek kadardır herhalde… Anıl ne diyecek bu işe, söylemeli miyim ona? Adam evli barklı ve çocuksuz. Olmuyor demişti, demek ki karısının problemi varmış. Olmazın oldurulduğu bu devirde “çocuğumuz olmuyor” ne demekse… Belki de istemiyorlar, aile ve toplum baskısından kurtulmak için öyle söylüyorlar. O zaman bu bebeği de istemez! Haydaa, sanki istese doğuracağım. Doğurmak… Babası gibi yakışıklı bir oğlan ya da gözü ona, kaşı bana, dudağı anneme, kulağı babama, elleri Anıl’ın annesine, ayakları babasına benzeyen karma bir kız… Kafası da benim gibi karmakarışık olursa tam olur!

 

Bırak bu saçma sapan düşünceleri kızım. Hayatın kaymak üzere farkında mısın? Aynı ofiste çalıştığın, yanında staj yaptığın adamdan, üstelik evli bir adamdan hamilesin! Eğer bu durum ortaya çıkarsa olacakları söyleyeyim sana; iş yerinden kovulacaksın, okulun aksayacak, ailen kıyameti koparacak, ev arkadaşın Anıl’la ilişkinden bile haberi yokken hamile olduğunu öğrenecek. Onun dünyasında evlenmeden bir erkekle el ele tutuşmak bile yasak, seninle ev arkadaşı olmaya devam edecek mi bakalım?

 

Niye elim sürekli karnıma gidiyor? İçin için havaya mı giriyorum acaba? Benden yirmi iki yaş küçük bir bebek, çok büyük bir yaş farkı değil. Annem beni doğurduğunda otuz dokuz yaşındaymış. “Tekne kazıntısısın” derdi bana, üç çocuktan sonra tam defteri kapatacaklarken bana hamile kalmış. “Kürtaj ol” diyenler olmuş ama o aklından bile geçirmemiş. “İyi ki de öyle yapmışım” deyişi çınlıyor kulaklarımda. Arka arkaya doğurduğu üç çocuğunu büyütürken çok zorlandığını,  bakımlarıyla  uğraşırken sevmeye çok vakti olmadığını, beni şımartarak büyütmeyi, anneliğin tadını çıkarmayı seçtiğini anlatır sık sık.  O bir ev kadını olarak zorlandıysa ben bu yaşta, henüz öğrenciyken, yapmayı planladığım onca şey varken bir bebeğin sorumluluğunu nasıl alırım?  Çocukluğumdan beri Amerika’ya gitmeyi hayal ediyorum ben. Okulum biter bitmez gitmek için hazırlanıyordum. Hadi o umursamadı, ben nasıl bu kadar tedbirsiz davranabildim inanamıyorum. Sonuçta içimde bir can var. Suçsuz, günahsız, dünyaya gelmeye istekli… Şimdi onun kaderi benim iki dudağımın arasında mı yani? Niye yalnız benim kararım olsun ki?  Anıl’ın da söz hakkı var. Belki doğurmamı ister, hatta bakımını üstlenir, o ve karısı sahip çıkarlar bebeğe, ya da… Tövbe tövbee, iyice saçmaladın sen kızım. Anıl’ın aklı fikri arabalarda, bir de saatlerde. İki senede bir araba değiştirir, maaşının çoğunu saatlere yatırır. Neymiş, koleksiyon yapıyormuş… Kılık kıyafete harcadığı para da cabası… İşinden memnun, karısından ayrılmak istemediğini defalarca söyledi. Şimdi niye bozsun ki durduk yerde düzenini? Karısına söyleyemez bile bu durumu. Üstelik beni sevdiğini bir kere bile söylemedi. Benim de çok umurumda değildi zaten. Güzel vakit geçiriyorduk birlikte hepsi o…

Yine de konuşmam lazım onunla. Ya aldırmanı istemiyorum derse? Ama bilmek hakkı. Kürtaj olurken de yanımda olmalı. Kürtaj olurken mi? Verdin sen kararını yani öyle mi? Tek başına ben  ya da o bu kararı verebilir mi?

 

Tanrım şu an uyuyor olsam, bütün bu olanlar bir rüya olsa, Anıl’la ilişki kurmak bir yana kahve içmeye çıkmışlığım bile olmasa… Yine karnıma gitti elim… Ayyy artık dayanamayacağım, hemen Anıl’ı  aramalıyım. Yok, kalkıp yanına gitmeli, yüz yüze konuşmalıyım. İçimde her saniye büyüyen bir can var… Ona bir “hata” gözüyle bakmak ne kadar doğru?

 

Bu bebeği karnında taşıyacak olan bensem, doğurup doğurmama kararı bana ait olmalı. Anıl sorumluluğa ortak olmazsa kendim elimi taşın altına koymalıyım. Yapabilirim, planlarımı erteleyebilirim, hiç bir şey karnımda taşıdığım candan daha kıymetli olamaz, olmamalı… Oturup konuşmalıyız, ilerde pişman olmayacağımız  bir karara varmak için elimden geleni yapmalıyım.

 

Arabasına bindi, araç telefonundan Anıl’ı aradı. Uzun uzun çaldırdı, tam kapatacakken açtı Anıl. Sesi heyecanlıydı, telaşlıydı. Anladı Bahar, bir şey olmuştu. Önce merak etti ne olduğunu, sonra vereceğim haberden daha önemli olamaz dedi içinden. Tam haberi verecekken; “Hamile!” dedi Anıl…

“Ne, sen nereden biliyorsun?”

“Yanındayım, doktordayız. Biraz önce öğrendik. Karım hamileymiş. Bu bir mucize, inanamıyoruz. Kapatmalıyım şimdi. Sonra konuşuruz.”

“Evet” diye mırıldandı Bahar, “bu bir mucize…”