Soru Soran Şarkılar

Kitap adı: ŞARKI OKUMA KİTABI
Yazar: Bülent Somay

Duygular ve şarkılar, devrimler ve şarkılar, toplumsal dönüm noktaları ve şarkılar, resmi ve resmi olmayan tarihin melodik ifadeleri ve tabii ki kişisel yaşamımızdaki bize özel anların biricik tanıkları, kimi zaman sadık dert ortaklarımız kimi zamansa dünyaya, topluma, adaletsizliğe sevgiliye haykırışlarımızın sözcüsü.

Bülent Somay’ın “Şarkı Okuma Kitabı”nı okumadan önce şarkıların okunabileceğini Müslüm Gürses’in biyografik filmini izlediğimde az çok anlamıştım. Deli midir nedir bu adamlar kendilerini jiletliyorlar, önyargımın yerini analizler aldığında…

Kitapta sıradan şarkıları bir yana bırakırsak, kimi şarkıların içinde müze gibi gezilebileceğini, sözler üzerine düşünürken felsefenin gayya kuyusuna, hadi gayya demeyelim dipsiz kuyusuna inilebileceğini -ve belki çıkılamayacağını- öğreniyoruz.

Somay bu kitapta, yaşamında köşe taşlarını tutan, tutkunu, meraklısı ve vazgeçilmezi olan belli başlı birkaç şarkıya yer vererek, okuru tarihi, felsefi, analitik, sosyolojik, psikolojik vb. kavramlar, öğretiler yaklaşımlar arasında alışılmadık bir yolcuğa davet ediyor. Şarkı dinlemenin çok ötesinde bir deneyimle, şarkının içinde soluk alıp vermenin heyecanına eşlik ediyoruz.

Bu şarkılar:
Peter Gabriel: Tufandan Sonra Ne Olacak ve Unutmazsak Dayanabiliriz,
Leonard Cohen: Suzanne’ın Aynası ve Meşhur Mavi Yağmurluk,
Victor Jara: Niçin Şarkı Söylüyorum,
Sting: Fragile (Kırılgan) ve Herkes Sevdiğini Öldürür,
John Lennon: Ortalamanın İktidarı.

Bülent Somay’ın aklını kurcalayan şarkıların başında Leonard Cohen’ın “Songs of Leonard Cohen, 1965 Suzanne” adlı albümünden Bülent Somay ve Meltem Ahıska tarafından Suzanne’ın Aynası olarak Türkçeleştirilen şarkı geliyor. Bir şarkının peşinden gitmek böyle bir şey olsa gerek; yazar Kanada’ya yolu düştüğünde St. Laurent Nehri boyunca gezintiye çıkıp, Cohen’in bu şarkıyı neden yazmış olabileceğine ilişkin ipuçları arıyor. Bizim de bu noktada bir okur olarak, şarkının içinde varış noktasının neresi olacağı belirsiz sürprizli gezintimiz başlıyor.

Ve (Suzanne) sana bakacağın yeri gösterir
Çöpler ve çiçekler arasında
Yosunlar içinde kahramanlar
Sabah vakti çocuklar vardır
Aşkı tutmaya uzanırlar hepsi
Ve böyle uzanacaklar daha
Suzanne aynasını tuttukça”

Şarkının gizemli dizesi Suzanne’ın tuttuğu aynadır. Bu ayna, Marx’ın sözünü ettiği “İnsan dünyaya elinde bir ayna ile gelmediğine göre kendini başkalarının gözünden tanır.” yaklaşımıyla açıklanabilir mi? Ya da Lacan’ın “Ayna Evresi” kuramıyla (bkz. Lacan Ayna Evresi)…

Sorular buradan başlar. Zen ve Budist öğretiler de şarkı açısından mercek altına alınır. Bu öğretilere göre kendimizi -meditasyonla- kendi içimize bakarak tanıyabiliyor isek, neden başkalarının tuttuğu aynaya (gözüne-bakışa) ya da bir çocukta olduğu gibi aynada kendimizi gördüğümüzde tanımaya ihtiyacımız var? Kuşkusuz her metin kuramsal olarak çeşitli biçimlerde okunabilir. Hareket ettiğimiz kurama göre bir noktayı temel alsak da gerçeklik değiştiğinde ya da ona bir başka noktadan yaklaşıldığında her şey tepetaklak olabiliyor. O zaman da sorular artıyor yanıtlar çeşitleniyor. “Kendini Tanı” diyen bilgeye kulak verip kendimizi tanımaya niyetlenirken, Freud “Kendi” kavramını önce ikiye (bilinç ve bilinçdışı) sonra da üçe (id-ego-süper ego) böldüğünde hangi -kaçıncı sıradaki- kendimizi anlayacağız?

Somay’ın bu çözümlemesine ki, kendisi arka kapak yazısında “Yapmaya çalıştığım bazı şarkıları alıp çözümlemek ya da açıklamak değil. Şarkı kendisi için vardır, açıklaması da olmamalıdır.” dese de ben başka sözcük bulamadım, naçizane “Bir ben vardır benden içeri!” diyen Yunus Emre’yi de selamlayarak eşlik etmek istedim.

Aynı şarkı üzerinde durmayı sürdürüyoruz; bir sürü ben bir araya gelerek benliği oluşturuyorsa, hangi “Ben”den söz etmekteyiz?Somay’ın bu şarkıda ulaştığı çoklu yanıtlar ya da yanıtlanamayan sorular… Felsefenin dipsiz kuyusuna düşmeyegör! Suzanne’ın tuttuğu aynadaki ben’e mi âşıksındır yoksa aynayı tutan Suzanne’na mı? Cohen biliyor olmalıydı. Okur Somay’ın açtığı izlekten giderek kendince yanıtlar da bulabilir, hatta bu konuda okurunu teşvik ediyor bana kalırsa.

Kitapta ayrıntılı olarak üzerinde durulan bir başka şarkı, John Lennon’un Ortalamanın İktidarı (Working Class Hero) adlı çalışması.

Evde döverler seni, okulda canını yakarlar
Zekiysen nefret ederler, aptalsan aşağılarlar
Deliye dönersin sonunda, ne yasa kalır ne kurallar

Dizeler ne söylüyor size? Oldukça açık değil mi? Sıradan ol rahat et. Ne mutlu sıradan olana! Fiziksel ya da mental farklılığa tahammül yoktur sıradanların iktidarında.

Yaşamında gitarın apayrı yeri olan Bülent Somay, “Laf olsun diye, güzel sesim duyulsun diye şarkı söylemem. Şarkı söylerim, çünkü gitarımın hissi var, aklı var.” diyen Victor Jara’ya yer vererek faşizmin acımasız yüzünü de gösteriyor. Pinochet Şili’sinde önce parmaklarını kırarlar Victor Jara’nın gitar çalmasın diye sonra da kurşuna dizerler.

Bülent Somay, alt başlığı “Ses ve Sözle Denemeler” olan “Şarkı Okuma Kitabı”nı yazmaktaki amacını şöyle açıklıyor: “Buradaki şarkıların her biri hayatım boyunca tekrar tekrar okuduğum ve ‘okuduğum’ şarkılar. Israrla çalıp söyledim onları. Hepsi de kendimi kurmamda ve yeniden kurmamda bir yere sahip. Hepsi bana hayatımla hayatımızla ilgili sorular sordu. Ben de onlara cevap vermek için epey zaman harcadım. İşte bu sorularla, bunlar etrafındaki düşünceler var bu kitapta.” Kitaptaki seçkileri nasıl belirlediğini de “Bazılarını seçmeme şansım yoktu zaten, Suzanne, Famous Reincoat, Manifiesto; bunlar eskiden beri yakamı bırakmayan şarkılar. Seçtiğim tüm şarkılar ortak temalar içermese de aynı civarda dolaşıyor: Aşk ve ihanet, sevgi ve şiddet, dayanışma ve ihanet, teslimiyet ve umut…”

Leonard Cohen’in gerçeği, gerçek diye kabullenileni anlattığı Everybody knows (Herkes biliyor) şarkısıyla konuyu bağlayalım.

Herkes bilir ki hilelidir zarlar
Herkes içinden dua edip sallar
Herkes bilir ki savaş bitti
Herkes bilir, iyiler kaybetti
Herkes bilir, bu dövüş danışıklı
Fakir gene fakir, zengin daha varlıklı

Bu işler böyledir
Herkes bunu bilir

Gençken, henüz İngilizce bilmezken dinlediğim zamanlarda bile Leonard Cohen’in derin buğulu mekanik sesindeki tınıdan, tekinsiz şeylerden söz ettiğini hissederdim, bildik aşk şarkılarından olamazdı. Bu kitapla birlikte kimi şeyler oldukça netleşti diyebilirim.
Artık şarkı dinlerken sözlerin ne ifade ettiğini anlayamadığım zaman, düşüncelerin baraj kapaklarını açmak gerektiğini biliyorum.

Anlar mıyım? Anlar mıyız?..

Anlayarak da anlamayarak da dinlesek, şarkı bizi bir yerden yakalıyorsa o bizim şarkımızdır.

Bülent Somay: Şarkı Okuma Kitabı – Ses ve Sözle Denemeler
Metis Yayınları, 4. Baskı, 150 sayfa

Diğer yazılar...

Yorumlar